|
Ümit TEKTAŞ
Aynı derecede önem taşımasalar bile aidiyetler bir kişiliğin yapı taşlarıdır. Kimi aidiyetler tesadüfî de olsa insana yapışır, yıllarca insanla birlikte yaşar, bazı insanda ölünceye değin sürer gider.
Kimlik, insanın zamanın içindeki incelişinde onu dünyaya bağlayan bir ayna diyor Amin Maalouf. “Ölümcül Kimlikler” adlı eserini aidiyetler ve edinilen kimlikler üzerine yazmış Lübnan asıllı Fransız yazar.
Kimlik ve aidiyetler sosyal çevre ve sosyal yapıdan beslenmenin yanı sıra, mensubu olduğumuz katmanın da izlerini taşır. İster doğuştan olsun ister sonradan edinelim kimliklerimiz konumumuzu, hangi safta bulunduğumuzu belirliyor. Biz ve Onların, Bizim ve Ötekinin, Ben ve O’nun, aynılıklar yerine ayrılıkların öne çıktığı militansı bir yanımız olarak ortaya çıkar. “Kimliğim beni başka hiç kimseye benzemez yapan şeydir” diyor Maalouf. Yazarın söz konusu ettiği şey karakterimiz değil, zaman içinde edindiğimiz kimlikler ve duyumsadığımız aidiyetlerdir.
Aidiyet duygusu ve kimliklerin biz’e ya da ben’e ödettiği bedellere, bizi ya da ben’i kısırlaştıran, biz’i ya da ben’i iğdiş hale getiren ve bir kalıp içinde dönenip durmamıza yol açan daraltıcı yanına da değiniyor Maalouf. Kimlik kavramı için “ne anlama geldiğini bildiğimizi sanırız ve o sinsi sinsi tersini söylemeye koyulsa da, ona güvenmeyi sürdürür dururuz” der.
Alain TOURAINE “Eşitliklerimiz ve Farklılıklarımızla birlikte yaşayabilecek miyiz?” isimli kitabında Yurttaşlık, Devlet, Toplum, Demokrasi, Çok kökenlilik ve Toplum, Ulus ve Hukuk bağlamında bir arada yaşama kültürü bakımından eşitlikleri ve farklılıkları incelemekte, bu durumun toplumdan topluma, bölgeden bölgeye, demokrasiden demokrasiye nasıl farklılık kazandığını işlemektedir.
Öyle görülüyor ki, farklılıklarla bir arada yaşamak insanoğlunun tarihsel yürüyüşü boyunca bir sorun olagelmiştir. Partimiz yönünden de aidiyet ve farklılık sorun oluşturmaktadır. Kuruluşundan bu güne birlikte ve yan yana yürüyen farklı geleneklerden gelen partililerimiz zaman zaman parti içi sorunlar yaşadı, gelenekleri referans alan ve partinin genel yürüyüşünü etkileyen haklı, haksız tartışmalar boy verdi. Bu tartışmaların en belirgin olanı 3. Kongremizden sonra ortaya çıktı ve parti vicdanı açısından ciddi bir sorun olarak gündemimize girdi.
Şimdi hem yönetimimiz açısından hem tartışmanın tarafı partililer ve hem de parti içi muhalefet bakımından söz konusu sorunları aşmak için önemli bir fırsat önümüzde duruyor: 3. Kongre Kararımız gereği toplanacak olan Mersin Konferansı.
Tek gündem maddesi olan Konferans iki gün sürecek. Önümüzdeki sorunları çözmek konusunda hepimiz için çokça zaman var. Samimi ve açık bir zeminde, ulusal demokratik mücadele sorumluluğunun gerektirdiği olgunlukta bir süreç yaşayacağımızdan hiçbir şüphem yok. Sorunları bir bir tespit edip çözüm bulmak, hiç değilse çözüm yoluna sokmak bizim elimizde. Cesaretle her şeyi ortaya koymalı, sorunlarımızı açık bir biçimde tanımlamalı ve çözüm konusunu ortak sorun olarak görmeliyiz.
Birimiz diğerini ötekileştirmeden, karşı siyaset diline tevessül etmeden genel amaçlarımıza uygun bir üslupta; ortaklık ve birlikte çalışma kültürünün gereğinde birleşmeliyiz.
Kırgınlıkların, yanlışlıkların, hataların baskısından ve gölgesinden kurtularak, birlikte çalışmaktan kaynaklanan sorunlarımıza, çözümü ve birlikte yürümeyi amaçlayan bakış açısıyla doğru tespit ve etkili yöntemle yaklaşım göstermeliyiz.
Parti içindeki her kesimin, grubun veya bireylerin şu ya da bu oranda rahatsızlık duyduğu bu tabloyu değiştirmek zorundayız. Sorunlarımızı tümden halletmezsek bile, onları azaltmak için şansımız var ve bu şansı iyi kullanmalıyız.
Uzlaşma kültürünün en girift ve karmaşık sorunları çözdüğü günümüz diyalog ortamında, belli bir amaç uğrunda aynı partiyi kurmuş inançlı kadroların uzlaşmaması hepimiz için büyük bir vebaldir. Gerektiğinde uğrunda birlikte ölmeyi göze aldığımız bir davanın kadroları olarak, program ve tüzüğünü birlikte hazırladığımız ve bu belgeleri birlikte geliştirdiğimiz, her adımında ortak emeğimizin bulunduğu bir partide nasıl uzlaşamıyoruz bunu anlamak ve topluma anlatmak mümkün mü?
İstersek bunun gibi soruları çoğaltabiliriz… Birbiriyle uzlaşamayan kadrolar, onlarca katmandan oluşan bir ulusla nasıl uzlaşacak? Bu sorunlu halimizle, tek başımıza kalalım ya da bir arada olalım koca bir halkı kendimize, ideallerimize nasıl inandıracağız? Sekiz yıl birlikte yürüyen kadroların birbirine tahammül edemediği, artık sabrının tükendiği halka nasıl anlatılacak? Hangi polemik ustası, hangi yaman demagog bunu başarabilir?
Belli kimlikler ya da aidiyetlerimiz nedeniyle, ortak amaçlar uğrunda hep beraber, heyecan ve inançla kurduğumuz partide birlikte yürüyemedik, birbirimize inancımızı ve güvenimizi kaybettik, artık birlikte yapamayız diyerek, bu ciddi davanın kadroları olabilir miyiz? Bu davaya ve bu ideallere layık olduğumuzu söyleyebilir miyiz? Hadi dilin kemiği yok dedik, birazda pişkinlik yaptık söyledik, peki buna kim inanacak? Hepimiz birlikteyken bile halkı ikna etmekte ve inandırmakta zorlandığımız bir süreçte, ayrı kulvarlarda nasıl yol alacağız, halkı nasıl inandıracağız?
Farklılıklarımızla beraber bir arada ve birlikte yürüme konusuna dönersek; açık ki, aidiyetlerimizden vazgeçmek sandığımızdan daha zor. Giyim, kuşam tercihlerini değiştirmeyi dahi göze alamayan kimselerin çarçabuk aidiyetlerinden vazgeçmelerini beklemek büyük bir yanılgıdır. Partideki tüm kesimler bakımından yönümüz Hak-Par diyebilmek için henüz zamana ihtiyacımız var. Elbette bugün de büyük bir içtenlikle Hak-Par’lı olmayı benimsemiş çok sayıda partilimiz var ve bu sayı her geçen gün artmaktadır.
Partimizi ortak bir çalışma alanı olarak görenler ile partimizde tek kimlik hedefleyenler arasındaki bu ayrılık bir süre daha devam edecek gibi görünüyor. Parti içi demokrasinin bu gerçeği göz ardı etmemesi gerekir. Bir kimlikte buluşmak ya da bir kimliği terk etmek her iki halde de emek ister, zaman ister. Aynı zamanda ortak bir kimliğe evirilmekte emek ve zaman gerektirir. Partimizi kuran ve 8 yıldır partiyi yöneten kadronun bu gerçeği görmek ve anlamak için yeterince deneyimi ve birikimi vardır. Her birisinin otuz yılı aşkın politik geçmişi olan bu kadronun sabretmeyi ve hoşgörüyü bilmediğini kim söyleyebilir?
Unutmamalı ki, partiler artık kendilerini dar çizgiler ve ideolojilerle tanımlamıyor, sağ ya da sol yelpazede olsun günümüz partilerinin hemen hemen hepsi çok renkli ve farklı geleneklere, dinamiklere dayanmaktadır. Partimizde de benze bir durum söz konusu. Yeter ki partimizde her şey parti kurallarına ve parti kurullarının kararlarına göre şekillensin, ikinci bir iç disiplin ortaya çıkmasın. Hangi boyutta olursa olsun diğer sorunları çözmek, olası sıkıntılara göğüs germek daha kolay olur.
Diğer yandan parti içi muhalefet sadece bir hak değil, aynı zamanda parti içi demokrasinin gelişmesi açısından bir gerekliliktir. Çok renkli yapımızı ve farklı geleneklere dayanan yanımızı parti için bir zaaf olmaktan çıkarmak, onu bir güce, sinerjiye dönüştürmek bizim elimizde. Tekrar etmek gerekirse, açık ve samimi bir zemin, sorunların doğru tespiti ve siyasal olgunluk yüz yüze bulunduğumuz sorunlarımızı çözmek için yeterlidir. Sorunları tümden çözmezsek bile, onu küçültebilir, birlikte çalışma arzumuz önünde engel olmaktan çıkartabiliriz.
Parti içi sorunların tespitinde haklı ve doğru gerekçelerin yanı sıra, psikolojik nedenlerden ve ön yargılardan beslenen faktörler de var. Bu faktörlerin kimi geçmiş on yıllardan günümüze gelen alışkanlıklardan, kimi birlikte çalıştığımız alanlarda ortaya çıkan sorunlardan, değişik uygulamalardan ve partiyi yönetme tarzlarımızdan kaynaklanmaktadır.
Hiç kuşku yok ki, psikolojik nedenlerle ve önyargılarla mücadele etmek, siyaset açısından oldukça güçtür. Hele bir de farklı geleneklerden geliyorsak, on yıllarca ayrı alanlarda mücadele yürütmüşsek, bu faktörlerle mücadele etmek daha da güçtür. Gene de olgun bir siyasal üslup ve bilinçten beslenen sorumluluk duygusu bu faktörlerin üstesinden gelmemiz için yeterli meziyetlerdir.
Sosyalist, demokrat, liberal ya da ulusalcı olalım, partimizin ulusal demokratik hedefleri hepimizi bir arada tutmak için yeterlidir. Aşağıdan yukarıya, her kademede partiyi iyileştirmek, parti içi demokrasiyi geliştirmek, program ve tüzüğünü daha da ileri düzeye taşımak bizim elimizdedir.
Konferansımız, bir yandan sorunların tartışıldığı açık ve demokratik bir zemin, bir yandan da gündemi gereği tartışma süreci için bir fırsat olarak görülmelidir. Bu kısa dönemde, süreci yapıcı yönde etkilemek için herkes üstüne düşeni yapmalı, tartışmaya başlamalıdır. Parti sitemiz bunun için en doğru araçtır.
Son söz yerine; birimiz eksiksek, sayımız binlerce de olsa tam değiliz demeliyiz. Her bir üyenin enerjisini önemsemeliyiz. Adına, katkısına, geldiği çevreye bakmaksızın istifa etmek isteyen ya da partide çalışma şevkini kaybetmiş her üye için dert etmeliyiz. Üyenin coşkusu azalmışsa, şevki kırılmışsa, mutlaka yöneticide de sorumluluk aramalıyız. Bu partiden memnun olmayan, partiye inancı azalan, partiye eskisi kadar güvenmeyen ve partiyle bağları zayıflayan her üye için bir yönetici olarak benim rolüm, kusurum, yetersizliklerim vardır diyebilmeliyiz. Bunu söyleyemiyor giden gider kalan sağlar bizimdir diyorsak o halde bu davaya layık kadrolar değiliz.
Bunca deney ve birikime, bunca yaşanmışlıklara rağmen kurduğumuz bir partide birlikte ve bir arada ortak bir amaç uğrunda yürüyemeyeceksek yazıklar olsun bize. 17.10.2009 Diyarbakır
Ümit TEKTAŞ'ın Eski Yazıları
BALIK HAFIZASI
ONURA TUTUNMAK
SULAR DURULMUYOR
HOŞ GELDİN TEVKURD
SÜNGÜ GÜCÜ, DİPÇİK ZORU
ORTAK BAĞIMSIZ ADAY
SİYASET VE SİYASET YÖNETİMİ
ANKARA OYUNLARI VE CUMHURİYET MİTİNGLERİ
TARİHE NOT DÜŞMEK ( I )
MİLLİYETÇİLİK
KURULTAYA GİDERKEN HAK-PAR
|