“AĞZIYLA KUŞ TUTMAK”

Ümit TEKTAŞ

 

Türkçede bir deyim var: “Ağzıyla Kuş Tutmak”
Bu deyim oldukça ünlüdür.
Daha çok, beğeni ve yeterlilik düzeyini anlatmak için kullanılır..
Sadece sihirbazlara özgü olan “şapkadan tavşan çıkarmak” deyimi gibidir.
Tek fakla, “Ağzıyla Kuş Tutmak” daha çok olumsuzluk durumundan kullanılır.
Bu deyimin mantığı beğenmemek ve yetersiz görmek üzerine kurulmuştur.
Kimi durumlar karşısında olumsuzluk ifadesi için kullanılır.
Ağzıyla kuş tutsa beğenmem, inanmam, güvenmem denir.
Ya da ağzımla kuş tutsam gene de söylenecek bir söz, atfedilecek bir kusur bulunur.
Hem birinden yakındığımız, hem de birisiyle ilgili olarak olumsuzluk bildirmek için sıkça başvurduğumuz bir deyimdir.
Kaynağında ön yargı, korku ve güvenmemek duygusu vardır, zaman zaman kaybetme duygusu da buna yol açabilir.
Kötü örneklerin beslediği bu deyim, güven erozyonunu da hızlandırmıştır.
Bu deyimde de olduğu gibi, geçmişin esareti, yazık ki geleceğe de pranga vurmuştur.
Hatta bazen ağzımızla kuş tutsak bile, hangi kuşu tuttuğumuz önemlidir.
O değil bu kuşu tutmalıyız. O’ nu değil bunu. Ötekini değil, berikini. Sorun şu; hangi kuşu tutarsanız tutun, hakkınızdaki hüküm değişmez.
Zira korku tünelleri nedeniyle dünyamız kararmıştır.
Bir işi iyi ya da kötü yapalım bunu tespit eden doğal bir mekanizma var.

Unutmayalım;
Eksikler ve hatalar insanlara özgüdür.
Akıl ve mantığın onu sorguladığını hissettirdiği tek varlık insandır.
Her zeminde insan bir denetime tabi kılınmıştır.
Sadece eksiklikler ve hatalara bakarak yol almaya devam etsek çevremizde kimse kalmazdı.
Bu, hemen hemen herkes için geçerlidir.
Madem insan mükemmel değil, onun içinde bulunduğu, onun yönettiği ya da etkilediği hiçbir kurum da mükemmel değil.
Önce anlamak, kavramak sonra hüküm kurmak zor bir iş değil.
Bilgi sahibi olan herkesin fikri önemlidir. Hele bu bilgi doğru ve yansızsa.

Çoğu zaman fakında değiliz;
İçselleşmiş bir bilgi ve donanım egomuzu yenebilen en güçlü düzeydir. Hem bir olgunluk yaratır hem de rahatlık.
Genellikle karamsarız, yenilmişlik duygusunu derinden hissederiz, aynı zamanda umutsuzuz.
Kendimize de birlikte olduğumuz dava arkadaşlarımıza da az güveniriz.
Gelecekle ilgili program ve projeler bizi korkutur. Nasıl bir gelecek sorusunu asla kendimize soramayız ve yanıtlamak istemeyiz.
Çünkü bu durumda yanıt her zaman sorumluluk almak, adım atmaktır.
Kimimiz için eleştiri ve şikâyet yaşam felsefesi olmuştur. Bu kavramlar hayatımızdan çıktığı andan itibaren hiçbir şeyin neşesi olmaz.
Kimimiz sadece muhalefet ederiz, her şeye ve herkese muhalif oluruz. Böyle daha mutlu olduğumuzu sanırız.
Takdir etmeyi, kabullenmeyi, saygı duymayı ve birey olmayı unuturuz. Ya kendimize benzetiriz ya da karşımıza alırız, ötekileştiririz.
Hayatı hep en uçlarda yaşarız, ortası yok yargılarımızın. Ya hep ya hiç gibi.
Bize benzeyenler âlâ insanlar, benzemeyenler kötü, yararsız.
Bir de komplo teorilerimiz var. Bizden olmayanı hemencecik harcamak için en inanılmazla yaftalamak.
Siyaset yelpazesindeki bütün akımlarla yaftalarız. Bu yetmediği zaman karalama başlatırız.
Anarşist, reformist, pasifist, oportünist, bilumum ist   
Bazen köylü, bazen şark kurnazı, bazen de küçük burjuva deriz.
Daha bitmedi sekter, dar grupçu,  komplocu, klikçi… Deriz.
Yeni doğan bebeğe isim arar gibi.
Bunlar yetmezse;
Sıradakiler listesi devreye girer. Ajan, işbirlikçi, hain.
Gül sunan eller gül kokarsa, bu sözleri hiç sıkılmadan söyleyenler için ne demeli?
Sözlerimiz zehir gibi.

Bizim dilimizde şöyle bir deyim var: “Gîhayê Hewşê Tal e”  anlam olarak “Ağzıyla Kuş Tutmak” deyimiyle aynı şeyleri ifade etmese de yetersizlik ve memnuniyetsizlik üzerine söylenen bir deyimdir.
Çoğu zaman aile bireyleri için söylenir.
Onların her türlü beceri ve meziyeti görmezden gelinir, dışarıdan birinin çok küçük becerisi ya da meziyeti abartılarak anlatılır. Adeta bir ebeveyn refleksidir.
Türkçeye, evdeki ürünün tadı kötü olur anlamında çevrilebilecek bu deyim, aynı gruptan kimseler ve aynı ekipten olanlar için de söylenir.
Geleneksel aile yapısının kendini sürdürmesi ve aile içi otoritenin gücü için sığınılan bu deyim siyasetçi kesimi de etkilemiştir.
Bu deyimi, siyasi çevrelerin, grup ve ekiplerin de kullandığını az duymadım.
Vefa tanımaz, kadir bilmez bir deyim.
Geçmişin kölesi olan, geleceği umursamayan ve değişimi hiçe sayan ne çok deyim var.
Al birini vur ötekine.

Değişimi ve iyi yürekliliği, umudu ve kavgayı, sabrı ve direnişi, hoş görü ve adaleti, saygı ve sevgiyi.
Hatta vicdan ve merhameti ifade eden pek çok deyimi, atasözünü ya unuttuk ya da anımsamaz olduk.
Yazık ki yeni ve eskisinden farlı bir toplumsal kültürün oluşması için üç beş kuşak geçmesi gerekiyor.
Ağzıyla kuş tutmanın hapsinde, yeniden, bir kez daha yeniden demek büyük bir yüktür.
Esas olan, her şeye rağmen sorumluluk almak ve bir yükü omuzlamak, bir yükü paylaşmaktır.
Kaybedenlere değil, kazananlara bakalım.
Düne değil, geleceğe bakalım.
Gelecek aydınlıktır ve daha kirlenmemiştir. 23.11.2009, Diyarbakır

 

Ümit TEKTAŞ'ın Eski Yazıları

 

3. KONFERANS ÜZERİNE

SİYASİ PARTİLER YASASI VE PARTİ İÇİ DEMOKRASİ ( II )

SİYASİ PARTİLER YASASI VE PARTİ İÇİ DEMOKRASİ ( I )

BİR YILIMIZ GERİDE KALIRKEN

KONFERANSA GİDERKEN

BALIK HAFIZASI

ONURA TUTUNMAK

SULAR DURULMUYOR

HOŞ GELDİN TEVKURD

SÜNGÜ GÜCÜ, DİPÇİK ZORU

ORTAK BAĞIMSIZ ADAY

SİYASET VE SİYASET YÖNETİMİ

ANKARA OYUNLARI VE CUMHURİYET MİTİNGLERİ

TARİHE NOT DÜŞMEK ( I )

MİLLİYETÇİLİK

KURULTAYA GİDERKEN HAK-PAR

 

 

 

 

BASINDA HAK-PAR
Genel Merkez : Sağlık 2 Sokak 56/10 Kızılay / ANKARA Tlf: 0 312 434 35 01 - 434 35 02 - Faks: 0 312 434 34 70 - hakpar1@hotmail.com
Genel Merkez  Diyarbakır İrt.Bürosu: Diclekent Bulvarı Yayla Sitesi A/Blok D:2 Kayapınar / DİYARBAKIR Tlf : 0 412 237 88 94