|
İki yıldır, büyük bir yığınağa dayanan bilek güreşi devam ediyor. Başta Kürt Muhalefeti ve demokratikleşme süreci nedeniyle, Türkiye malum korkularına yeniden sarıldı. Değişim dalgası ve Kürt hareketinin bölgedeki kazanımları konusunda bir dalga kırana ihtiyaç vardı, hemen bulundu. Daha öncekiler gibi bu kez önce Kerkük’e dikkatler odaklandı. Tıpkı Kıbrıs meselesinde, sözde türban geriliminde, irtica ve PKK tartışmalarında olduğu gibi. AB fasılları döneminde de az felaket tellallığı yapılmamıştı. Hiç biri Kerkük kadar, milliyetçi cepheyi buluşturan güçlü bir etki yapamadı.
Hatırlarsanız uzun süre Kerkük üzerine fırtınalar koparıldı. Türkiye bir uçtan ötekine gerildi. Bugün yarın Kerkük’e girileceği ve girilmesi gerektiği yalanı üzerine siyaset yapıldı. Hatta kitleler halinde Türkler’ in katledildiği asparagas haberler verildi. Hazır olda beklemekten başka hiçbir marifeti kalmayan medya ise, bu ve benzer haberleri yayınlayarak, sözde stratejist generalleri ekrana çıkararak maniple yarışına kan taşıdı. Hiç olmadığı kadar askerler ve askeri söylem gündemde tutuldu. Bir yandan hükümet yıpratılmaya çalışılırken, diğer yandan siyaset dahil bütün atmosferin üzerine militarizmin gölgesi çöktü.
Başından beri gerilim yığınağa esas olan kavga Çankaya’da kimin oturacağıydı. Hükümet bu kaleyi ele geçirmek için nerdeyse her türlü demokratikleşme adımını askıya alırken, kaleyi koruyan koro ise, “bölünme” korkusu ve “laiklik” tartışmalarıyla milliter baskıyı meşrulaştırarak, askerin bir parti gibi sürece müdahale etmesine çanak tuttu.
Şemdinli ve savcı SARIKAYA olayında verilen taviz, 367 garabetinin yolunu açtı.
Kerkük uyutuldu, Çankaya ısıtıldı.
Kıbrıs ve AB konusunda da aynı yol izlenmemiş miydi?
Kerkük’te esas neden Kürt Sorunu. Bunu sağır sultan bile duydu. 30 milyona yakın Kürdün Türkiye’de bütün haklarından yoksun olarak yaşaması, büyük bir dert. Bu durum Türkiye’de statükoyu zorluyor, sarsıyor. Kürtler nerede nefes alsa Türkiye’nin nefes borusu zorlanıyor, Türkiye nefes almakta güçlük çekiyor. Artık hiçbir paranoyayla Kürt halkının varlığının ve bundan kaynaklanan haklarının inkar edilemeyeceğini herkes görmeye başladı. Telaşın bir nedeni de budur.
Çankaya ikametgahında kimin oturacağı sorunu ise, esasen egemenliği zayıflamaya başlamış asker-sivil bürokrasinin baş aşağı giden prestiji ve etkisinden kaynaklanmaktadır.
Asker-sivil bürokrasi ilk kez bu kadar yalnız, hiçbir uluslar arası güçten destek görmüyor. Bu nedenledir ki, desteği içerde arıyor, tencere tava şıngırtısına, meydanlara toplanan kalabalıklara dayanmak istiyor. Bu klik, sivillerin arkasına sığınarak sistemi hizada tutmaya çalışıyor. Bu çabası her keresinde ters tepti.
Şimdi de sınır ötesi operasyon gündeme getirildi. Her sene yaz aylarında olduğu gibi bir operasyon konuşulur. Son iki yılda ise, tam bir çıkarma görüntüsü içinde zırhlı birlikler sınıra kaydırılmakta.
Meşhur it dalaşlarının yapıldığı Ege gerginliği unutuldu, yerine yenisi kondu. Kerkük, PKK, Kürt Federe Bölgesi. Hatta yetmezse Barzani, Talabani.
Kaç on yıl böyle devam edecek, göreceğiz.
Bu arada 50 helikopter alımı gündeme geldi. Modernizasyonla ilgili milyar doları bulan harcamalar devam ediyor.
Asker palazlanacak, muhabere gücü yüksek silahlara kavuşacak ve içeride daha çok sesi çıkacak, daha etkin “bildiriler” yayınlayacak.
Sanılıyor ki bu durumda düdüğün sesi daha gür çıkacak.
Artık tutmuyor, süngünün gücü ve dipçiğin zoru kar etmiyor. Toplumun yüreğine saldığı korku dışında işe yaramıyor.
27 Nisan “e bildirisi”, siyaset sonuçları bakımından, 12 Eylül generallerinin SUNALP’in partisi MDP’ ye desteğini açıklaması gibi bir sonuç doğurdu. 25.06.2007
Ümit TEKTAŞ'ın Eski Yazıları
HOŞ GELDİN TEVKURD
SÜNGÜ GÜCÜ, DİPÇİK ZORU
ORTAK BAĞIMSIZ ADAY
SİYASET VE SİYASET YÖNETİMİ
ANKARA OYUNLARI VE CUMHURİYET MİTİNGLERİ
TARİHE NOT DÜŞMEK ( I )
MİLLİYETÇİLİK
KURULTAYA GİDERKEN HAK-PAR
|