SPY VE PARTİ İÇİ DEMOKRASİ ( I ) |
PARTİLER YASASI VE PARTİ İÇİ DEMOKRASİ (I)
Ümit TEKTAŞ
Dünyanın her yerinde legal partilerin iç demokrasisi ile genel demokrasi arasında sarsılmaz bağlar var. Başka bir deyişle bir ülkenin siyasi partileri aynı ülkenin demokrasisinin göstergesidir. Demokrasi derinlik ve nitelik kazandıkça, partiler de aynı oranda değişime uğrar, referanslarını değiştirirler, hatta program ve tüzükleri de. Parti içi demokrasi kavramı genel demokrasi seyrinden ve demokrasinin hangi düzeyde kurumsallaştığından bağımsız değildir. Bu düzey hem dengeleyen güce hem de toplumsal katılım etkisine işaret etmektedir. Siyaset dikey ya da yatay biçimde şekillensin bu gerçek değişmez. Statüko ve kendini devam ettirme arzusuna dayanan koruma güdüsü yatay siyasette de dikey siyasette de toplumun yakasına yapışmakta. Bütün gelişme dinamiklerini baskılamakta, onları frenleyen mekanizmalar yaratmaktadır.
Hemen bir tespitle başlamalıyım: Her legal parti, içinde bulunduğu mevcut düzenin yasalarına göre faaliyet göstermekle sınırlandırılmıştır. İleri demokratik toplumlarda bile bunun çerçevesi Anayasa veya rejim yasası niteliği taşıyan örgütlenme yasalarıyla belirlenmiştir. Türkiye’de de bu durum böyledir. Üstelik çok daha kısıtlayıcı ve sınırlayıcı unsurlarla Siyasi Partiler baskılanmıştır. Faaliyetlerinin yönü meşruiyetten yasalara değil yasalardan meşruiyete doğrudur. Buna göre yasal olmayan hiçbir şey meşru değildir. Bu, hak ve özgürlükler olsa bile. Bundadır ki otuz yıla varan ve faşist döneme ait Siyasi Partiler Yasası ( SPY) bir deli gömleği gibi hala siyasi partilerin üzerindedir. Ve ancak özüne dokunulmadan, sadece şekli olarak değiştirilebilmektedir.
Siyasi partiler bakımından baskılanmanın bir diğer nedeni de şundan kaynaklanmıştır: Hedeflerinde iktidar olduğundan ve toplumu yönetme iddiası bulunduğundan her ülkede siyasi partiler mevcut nizama, statukoya, şartlara göre siyasi ve hukuki tanımlarla bağlanmıştır. Yapıp yapamayacakları iş ve eylemler bir bir yazılmıştır. İlginçtir ki Türkiye’de daha çok neleri yapamayacakları belirlenmiştir. Yazık ki bu ülkede siyasal parti özgürlüğü, siyasal düşünce özgürlüğünden kaynağını alamamaktadır. O rejimin çizdiği dar bir çerçevenin içine hapsedilerek, mevcut düzenin bekçisi gibi görülmüştür. Özgürlükçü ve çoğulcu yanı yerine disiplin kavramının gölgesiyle katı merkeziyetçi, otoriter ve soğuk yanı egemen kılınmıştır. Parti sözcüğünün hala pek çokları için itici ve korkutucu görünmesinin nedeni baskı rejiminin bu alana dayattığı çağdışı kostümdür. Türkiye hem bir partiler mezarlığına hem de partiler hapishanesine dönüşmüştür. İktidar partisinin bir yılını doldurmadan iktidara gelmesi boşuna değildir. CHP ve MHP nin yeniden serbest faaliyetlere başladığı dönemi milat kabul edersek bu ülkede parlamentoda bulunan en eski partinin yaşı yirmi bile değildir. Beri yandan en genç iki partisinden biri iktidarda (AKP), diğeri muhalefettedir (DTP).
Kaynağını 12 Eylül Faşist rejiminden alan hiçbir kurumun demokratik olduğunu söyleyemediğimiz gibi aynı rejimin Siyasi Partiler Yasası’ndan kaynağını alan siyasi partilerin de demokratik olduğunu söyleyemeyiz. Buna partimiz de dâhildir. Başta partimiz olmak üzere kimi partilerin nispeten demokratik bir içyapıyı benimsemesi de yasaların zorlanmasıyla varılan bir sonuçtur.
Bugün Türkiye’de hem Siyasi Partiler Yasası hem de Seçim Kanunu açısından alınması gereken çok yol, aşılması gereken çok engel vardır. Seçim Kanunu da, Siyasi Partiler Yasası da sorun oluşturmakla kalmıyor, yeni sorunlara neden oluyor. Bu sorunların her biri kurumsal düzeyde anti demokratik unsurlar içerdiğinden, bu kurumlar içinde yer alanların demokrasi tutkusu, demokratik eğilimleri de yeterince etkili olamamaktadır. Söz konusu kısıtlamalar zamanla bireyleri esir almakta, kurulu düzenin içinde olumsuz yönde değiştirip dönüştürmektedir. Buna direnenleri ise bünyesinde atıp sürecin dışına itmektedir. Zira birçok parti, parti içi muhalefete bir kavram olarak bile tahammül edememektedir.
Siyasi Partiler Yasası lider odaklı siyasete imkân vermemiş aynı zamanda bunu normalleştirmiştir. Demokratik ve kolektif yönetimin bütün unsurları yok sayılmıştır. Statüko bir partinin tümünü kontrol etmenin güçlüğünden hareketle bir kişi eliyle bir partiyi yönetmeyi ve etkilemeyi düşündüğünden buna yol vermiştir.
Partiler demokrasisi Siyasi Partiler Yasasının izin verdiği oranda gelişebilir. Parti kurmak, üye olmak ve üyelik haklarını kullanmak ile bireysel hak ve özgürlükleri kullanmak arasında ciddi bir paradoks vardır. Üzülerek belirtmeliyim ki siyasi partiler demokrasisi genel demokrasiden daha çok kendini koruyan ve bir kalıp içinde dönenip duran bir katılıktadır. Bundandır ki, partileri, örgütlü güçleri ve sendikaları demokratikleşmeyen bir ülkede siyasal ve toplumsal hayatta önemli rolleri olan kurumlar ve bir bütün olarak siyasal, hukuksal ve toplumsal hayat demokratikleşemez. Devlet odaklı anlayış terk edilemez.
Anımsadığım kadarıyla son otuz yılda Siyasi Partiler Yasası (SPY) defalarca değişti ama her seferinde partilere üye olma yaşı, aday tespiti ve ön seçim düzenlemeleriyle yetinildi, yani yasanın ruhuna hiç dokunulmadı. Denebilir ki bu alanda yapılan en iyi değişiklik ise, üniversite öğrencileri ve hocalarının partilere üye olmasının serbest bırakılmasıydı. Keza Seçim Kanunu da aynı türden değişikliklerle geçiştirildi. Ya bölge barajı (Çevre Barajı) kondu ve ya kaldırıldı ya tercihli sisteme geçildi ve tercihli sistemden vazgeçildi. Yahut da seçim çevreleri yeniden düzenlendi. Ne yazık ki bu kanunun da özüne hiç dokunulmadı. Diğer yandan siyasi yaşamın olmazsa olmaz kurumu olan siyasi partiler böyle bir cenderenin içinde hep demokrasinin vazgeçilmez kurumları olarak anıldı. Bu komedi kimi zaman meclis dışı partilerin oy oranının yüzde kırklar düzeyine ulaşmasına yol açtı. Aynı zaman da yüzde otuzlar düzeyinde oy alan bir partinin mecliste salt çoğunluğu da aşan sayılarda temsil etmesine olanak verdi. Yüzde otuz oy yüzde elli hatta altmış oranında temsil.
Parti disiplini denilen mekanizma hemen her dönemde yönetimdekilerin keyfiyetine göre esnetilip, daraltılmaya uygun bir araç haline getirilmiştir. Kimi zaman bir tehditte dönüşen bu araç, partilerdeki tekçi ve otoriter yapıların oluşmasında da önemli bir silah görevi görmüştür. Katı merkeziyetçi yapıya oldukça fazla olanak sunan parti disiplini kavramı, bir süre sonra bir kişinin ya da kliğin disiplinine dönüşebilmekte, hem partiyi hem de parti yönetimindekileri başkalaştırabilmektedir. Bu ülkede parti tüzüğü Siyasi Partiler Yasası’na (SPY) uygun olmayan, tüzüğü bu yasadan kaynağını almayan hiçbir parti faaliyet gösteremez.
Diğer yandan oy verme hakkı ile partilere üye olma hakkı arasındaki paradoks oldukça dikkat çekicidir. Söz gelimi, Türkiye’de toplumun küçümsenmeyecek bir kesimi parlamento çoğunluğunu ve hatta iktidarı ve muhalefeti belirleyebiliyor ama siyasi partilere üye olamıyor. Ülkesinin yönetimini bir partiye emanet edebiliyor ama aynı partiye üye olamıyor. Bildiğim kadarıyla her ülkede siyasi partilere üye olmanın kimi istisnaları var. Bu ülkede ise, bu durum istisna sayılamayacak kadar geniş bir kitleyi kapsamaktadır.
Unutulmamalı ki, Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Yasası gerçek anlamda demokratikleşmeden Türkiye demokrasi alanında ciddi ve etkili bir yol alamaz. Seçme ve seçilme hakkından ibaret bir partiler demokrasisi Türkiye’nin temel sorunlarına köklü ve esaslı çözümler getiremez. Bir cümleyle belirtmek gerekirse, sorunun özü 12 Eylül Anayasası’nın tümüyle değişmesi ve bu anayasanın yetki ve görevlerini tanımladığı tüm kurumların yeniden ele alınarak demokratik bir öze ve denetime açık bir yapıya kavuşturulmasıdır.
Son söz yerine, bir toplumu demokratikleştirmek, içinde ya da başında bulunduğumuz kurumların demokratikleşmesiyle başlar. Bir sonraki yazımda parti içi konferansımız bağlamında parti içi demokrasiyi yazmaya çalışacağım. Diyarbakır, 04.11.2009
Ümit TEKTAŞ'ın Eski Yazıları
BİR YILIMIZ GERİDE KALIRKEN
KONFERANSA GİDERKEN
BALIK HAFIZASI
ONURA TUTUNMAK
SULAR DURULMUYOR
HOŞ GELDİN TEVKURD
SÜNGÜ GÜCÜ, DİPÇİK ZORU
ORTAK BAĞIMSIZ ADAY
SİYASET VE SİYASET YÖNETİMİ
ANKARA OYUNLARI VE CUMHURİYET MİTİNGLERİ
TARİHE NOT DÜŞMEK ( I )
MİLLİYETÇİLİK
KURULTAYA GİDERKEN HAK-PAR |