Siyaset ve Siyaset Yönetimi

 

Siyaset bilinen tanımları dışında, en çok iktidar ve güçle kuvvetli ilişkisi olan bir faaliyet alanıdır. Siyasetin toplumla ilişkisi tarih boyunca bu kuvvetli bağ nedeniyle hep sürdü. Bunun bir nedeni olarak, toplumsal statü ve iktidar gücünün büyüsünden dolayı siyaset odağının güçlendiğini söylemek abartı sayılmaz.
Uğrunda mücadele ettiğimiz amaçlara ulaşmak bakımından da siyaset, etkin bir araçtır, hem de büyük bir gerekliliktir. Uzlaşma ve çıkarlardan beslenen siyaset, belki de bu nedenle toplum katında hak ettiği saygıyı göremiyor. Siyaset kurumu ve kadrolarının zamanla başkalaşması, günün koşullarına göre tutum takınması, siyaset sosyolojisinin gereği olsa bile, günlük beklentiler peşinde sürüklenen toplumlar açısından güvenilmez ve sorun üreten bir alan olarak tanımlanmaktadır. Siyaset için yönetim sanatı tanımı, siyasetin belki de en doğru kavranıldığını ve bu kavramsal niteliği hak ettiğini gösteriyor. Platon’dan, Thomas More’a, More’dan günümüze değin, insanlığın süregelen mükemmel bir toplum serüveni çarpıcı olduğu kadar öğreticidir de. Engels’in tarihte zorun rolünü odakladığı siyasetin günümüze kadar yol açtığı acı ve kıyım, günümüzde iyi olan her şeyin bedeli olarak tarih sayfalarının en önemli ders notlarına dönüşmektedir. Yaşanan bu yıkım, insan yüceliğinin ve yaratıcılığının direnişini simgelemesinin yanı sıra, duyarlılığının ve öfkesinin gücünü de göstermiştir.
Yönetenler ve yönetilenler arasındaki düzeni ve ilişkiyi öngören bu sanat, devlet ve onun tüm kurumlarını da bu şekilde dizayn etmektedir. Sözgelimi hukuksal bir alan olan; devlet-birey ilişkisi, toplum-birey ilişkisi, birey-birey ilişkisi bu geleneksel algılardan beslenerek, daha çağcıl olmayı ve insan esenliğini önde tutmayı amaçlamıştır. İnsana ve onun genel ihtiyaçlarına dönük siyaset arayışı ve siyasetin tarihsel gelişimi tüm alanı yeniden tanımlamak zorunda kalmıştır. Siyaset- devlet ve siyaset-toplum ilişkisi böyle bir gelişmenin temel parametresi olmuştur.
Siyasetin kavramları ütopik alandan daha gerçeğe evirilerek günümüz ihtiyaçları ve gerçekliği ile yeniden şekilleniyor. Daha iyiye dönük mücadele azmi, ütopik olanla gerçekleşebilir olan  arasında sağlam ve kabul edilebilir bir dengeye oturuyor.
Toplumu şekillendirme ve dönüştürme mücadelesi sınır aşırı etkiler nedeniyle hep yeni ve farklı  nitelik kazandıkça, yukarıdan aşağıya şekillendirilen talepler manzumesi, alta oluşan gelecek endişesi manivelaları içinde eriyip gidiyor. Toplum aşağıdan yukarıya şekillenmenin bin bir aracı içinde, ona sunulan ve her dakikasında karşısına çıkarılan resmin içinde kendine yön buluyor.
Geride bıraktığımız yüzyılın son çeyreği, insanlığın kendi geleceğini sabırla örmesi gereğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Devasa güç denklemleri içinde insan talepleri, en doğruyu ve iyiyi arama ütopyası küçücük bir ayrıntı gibi kaybolup gitti. Mükemmel bir toplum ile daha iyi bir toplum kavgası, kendi kanalarını daha iyi bir toplum yönünde akıtıyor. İnsanlığın tarih boyunca yaşadığı deney, iyiye ve güzele ulaşmanın bir altüst oluşla olanaklı olmadığını gözler önüne seriyor. Mükemmel denen topluma, devlete ulaşmanın belki de en etkili yolu, daha iyi bir toplum arayışında ısrar ve bu arayış için katkıyla mümkün oluyor.
Siyaset yönetimi politik, hukuksal, bilimsel, felsefi, dinsel, moral, estetik kuramlarına dayandığı ve toplumu dönüştürme, yönlendirme cabası içinde olduğu sürece insanoğlunun arayışları devam edecektir. Bu kuramsal kalıplar içinde yol aldıkça da, kendini ideolojiden arındırması mümkün olmayacaktır.
Siyaset aracı, hatta en temel ve belirgin aracı partilerdir. Ne var ki, bazen bir sendika, bazen bir hükümet ve bazen de bir ordudur. Siyaset ille de partiler aracılığıyla oluşmuyor ve sürdürülmüyor. Kurumsal yarar siyaset oluşturmak konusunda ne perva, ne ölçü ne de sınır tanımıyor.
Doğan HANÇERLİOĞLU, uğrunda mücadele ettiğimiz amaçlar için kurduğumuz kurumlar, günü gelince vazgeçemediğimiz, onlara köle olduğumuz kurumlara dönüşüyor demektedir.
Hiç kuşku yok ki, sahiplenme duygusunun ve kaybetmeme reflekslerinin beslediği bu korku kendi kurduğumuz yapıların esiri haline getiriyor bizi. Araçla amaç arasındaki bağıntı ve dengeyi altüst ediyor. Stratejiyi taktiğe, amacı araca kurban ediyor. Böyle olunca da, siyaset de, siyaset yönetimi de uğrunda mücadele ettiğimiz değerler için gerekli enerjiyi ve gücü yaratamıyor.
Kurumsal yapılar, kendini sürdürmek ve  mevcut yapılarına razı gelmek nedeniyle, iğdişleşmenin, çürümenin ve giderek yok olmanın eşiğine geliyor. Steril ve açık alanlar kir pas üretmekten kendini alıkoyamıyor, böylelikle kolayca başkalaşan siyaset kurumu bu kez bir statükonun emrine giriyor, onun oyuncağına dönüşüyor.
Kısır siyaset döngüsü, bir yandan kadroları verimsiz  kılıyor, bir yandan da uğrunda mücadele ettiğimiz değerleri hiç farkında olmadan önemliler listemizin son sıralarına yerleştiriyor. Üretimin ve görece başarının olmadığı her yerde, hangi kurumsal yapı olursa olsun, içten kemirilmenin ve içe dönük mücadelenin önü kesilemez. 
Hem partinin her şey ve herkesten kıskanacak hem de günü geldiğinde ondan vazgeçeceksin. Ne partini herkesten kıskanacak ne de ondan hemencecik vazgeçeceksin. Doğrusu her ikisi arasında iyi bir denklem kurmak ve siyasetin pragmatizmine açık olabilecek bir esneklik içine girmektir. Araçla amaç arasındaki denklemi iyi kurmak, sağlam, kalıcı ve etkin bir siyaset kurgusu bakımından oldukça gerekli bir görevdir.
Siyaset, belli bir toplumda çatışma halinde olan çıkarların uzlaştırılması faaliyetidir. Bu uzlaştırma faaliyeti ise yönetim erkinin elde bulunması ile gerçekleşir.18.05.2007

 

Ümit TEKTAŞ'ın Eski Yazıları

ANKARA OYUNLARI VE CUMHURİYET MİTİNGLERİ

TARİHE NOT DÜŞMEK ( I )

MİLLİYETÇİLİK

KURULTAYA GİDERKEN HAK-PAR

 

BASINDA HAK-PAR
Genel Merkez : Menekşe 2. Sk. 33/7 Kızılay / ANKARA Tlf: 0 312 418 23 40 - hakpar1@hotmail.com - hakpar@hakpar.org.tr
                            Diclekent Bulvarı Yayla Sitesi A/Blok D:2 Kayapınar / DİYARBAKIR Tlf : 0 412 237 88 94