|
Düşünsenize son kırk beş yılda, üçü darbe, ikisi muhtıra tam beş kez toplumun ve ülkenin kaderini etkileyen bir müdahale…
Parlamento ve hükümete müdahale…
İktidarı ele geçirme…
Şimdi de yargıya müdahale…
İçinden çıkılmaz yeni içtihatlar oluşturma, halk iradesini hiçe indiren süreçler başlatma…Medeni dünyanın alay ettiği bir garip durum…
Her seferinde çıkmaz sokak, geriye gidiş, ekonomik buhran ve sayısız bedel…
Siyasal İslam için toplum bedel ödüyor… İslam bahane
Komünizm için aynı topluma kan ağlatıldı, Kürtçülük için gene aynı bedeller..
Korku tünelleri hep var oldu…Şeriattan korkanlar, AB’ ye de karşı, halbuki dünya alem biliyor ki AB konvansiyonu bütün uç fikirler için, demokrasi karşıtlığı için ciddi ve etkin bir filtredir.
Demokrasi ve özgürlüklerin sınırları geliştikçe, bu iki değeri tehdit eden karşıtları zayıflar, bu konuda yeryüzü sayısız örnekle dolu…Ders çıkarılacak yığınla tecrübe var.
Şeriat varsa demokrasi yoktur, özgürlükler yok denecek kadar sınırlıdır. AB hayaldir. AB varsa, daha çok demokrasi, daha çok özgürlük var. Daha güçlü bir denetim, daha müreffeh ve bağımsız bir toplum…
AB ye hayır, Şeriata hayır, Kürtlerin özgürlük taleplerine hayır…Neden?
Demokrasi istemiyoruz, etkinliğimiz kırılsın, ülkenin biricik ve tek sahibi olma iddiamız zayıflasın istemiyoruz…
Dinden ve dindarlıktan korkuyor, İmam Hatipleri kuruyoruz. Kurduğumuz oyunlarla topluma kan ağlatıyoruz…
Oyunu başlatmak da, bitirmek de, oyunun kurallarını koymak da bir merkezden kurgulansın…
Bazen oyunu tatil etmek, bazen oyun başlamadan, kuralları değiştirmek bir hak ve görev olsun…Üstelik bunu yaparken kimsenin gıkı çıkmayacak, dili dönmeyecek..Kimse vatan haini olmayacak…
Oyunun içinde, istendiği kadar balans ayarı yapılacak…
Komiklik düzeyinde bir paradoks…
Biliyoruz ki, AB bahane, şeriat bahane…
Laiklikte öyle…
Sorun, statükonun istediği sınırlar içinde bir demokrasi…Zinde kuvvetlerin evet diyeceği kadar özgürlük…
Devletin karakteri otoriter…
Ordu, celp ordusu ama içinden çıktığı, dayandığı halka inanmıyor, güvenmiyor…
Tercihlerini kendi statükosu için tehlikeli görüyor. Halka dayanıyor, fakat halkı umursamıyor…
Laikliğe endekslenen demokrasi…
Laikliğe mahkum bir hukuk devleti…
Ellere ve ayaklara bağlanan pranga, şimdi başka amaçlar için kullanılıyor…
Gerilim, korku ve “sözde”, “özde” gibi tartışmalarla topluma çeki düzen veriliyor.
Artık pranga beyinlerde, cüzdanlarda…Seçim sandığına kadar uzuyor…
Çıkarları uğruna sesi çıkmayan medya patronları, gelecek kaygısıyla tabura dönüşen gazeteciler…
Ve hükümet olup, iktidar olamayan siyasal partiler…
AKP uzun yıllardır, görülmemiş bir destekle işbaşına geldi, Anayasayı değiştirecek sayısal çoğunluğa yakın bir güce sahipti.
Hükümet kurdu, meclis başkanı seçti.
Cumhurbaşkanı seçemiyor, seçtirmiyorlar. Neden?
Denebilir ki müzakere yapmadı. Kendi içinden birini dayattı. Bahane…
Türban konusu üstünde durulmayacak kadar komik bir durum. Kuzuyu yemek isteyen kurdun bahanesi gibi…
Meclisin seçtiği son üç Cumhurbaşkanı da bir partinin içinden çıktı. İkisi parti genel başkanı, son seçilen de bir partiye yakındı…
Kamuoyu onu hep şöyle gördü: Dün DSP’ liydi, bugün CHP’ li gibi.
Özal ve Demirel malum…Onların ANAP ve DYP’ si vardı…İkisi de tartışıldılar.
AKP ne yapıyor?
İki yıl odaklandığı Cumhurbaşkanlığı seçimleri uğruna demokratikleşmeyi askıya aldı. Daha az gerilim içim AB sürecini uyuttu…
Uğrunda geri adımlar attığı, sus pus olduğu mevziiyi kaybediyor…Neden?
Bu ülkede, iktidar; Genel kurmay ve Cumhurbaşkanı ekseninde şekilleniyor…Meclis göstermelik, hükümet ise memur…
Cumhurbaşkanı, yüksek yargı organlarını, üniversite yönetimlerini, YÖK’ü, üst düzey bürokrasiyi tayin ediyor…Vali, hatta emniyet müdürlerine varıncaya kadar işin içinde…
Yüzlerce kalem önemli ve temsili görevi var…Bunların büyük bir bölümü sistemle ilgili…
Kurulu düzenin devamıyla ilgili…
AKP yapamadı…Az direnmedi ama, yapamadı. Demokrasinin tek çare olduğunu bildiği halde, işine geldiği kadar demokrasiye evet dedi…Demokrasi oyununun mecliste ve hükümetteki başka bir aktörü oldu…
Erdoğan ve Partisinin şapkayı alıp kaçmaması önemli elbet, fakat yeterli değil…
Sistem değişmeli, düzen yeniden tanzim edilmeli, bugün değilse ne zaman?
Şimdi yapamayacaksan, ne zaman?
Öne alınmış olsun, erken ya da baskın seçim olsun bu süreç sisteme çare olmalıdır. Az da olsa, düzen sarsılmalı, değişmeli…
Bu göze alınmayacaksa, bir beş yıl daha hiçbir anlam ifade etmez…29.05.2006
Ümit TEKTAŞ'ın Eski Yazıları
ORTAK BAĞIMSIZ ADAY
SİYASET VE SİYASET YÖNETİMİ
ANKARA OYUNLARI VE CUMHURİYET MİTİNGLERİ
TARİHE NOT DÜŞMEK ( I )
MİLLİYETÇİLİK
KURULTAYA GİDERKEN HAK-PAR
|