|
Yeni denklemler ışığında, üstelik geçmiş referansların baskısıyla siyaset yeniden şekilleniyor.
28 Şubat süreciyle yeni bir hükümet kurmak amacıyla partiler yavruladı, doğuma zorlandılar. Böylece senaryo tuttu. Bugün böyle bir olanak yok, daha başka dengeler oluşturuluyor.
AP ve DP nin ana damar olduğu iddiasıyla ortaya konan “merkez sağ” görüntü ve CHP’nin her kesime yaptığı bütünleşme çağrısıyla başlayan süreç, yeni denklem arayışından bir kaçını oluşturuyor.
Her cephede etkileri açıkça hissedilen bir bilek güreşi. Doğrunun nerede başlayıp, nerede bittiği belli olmayan bir eksenle siyasal süreç ikiye bölünüyor. Derin kırılmaların ve gizli gündemlerin üzeri örtülmeye çalışılsa bile, bilek güreşinin arkasındaki güç odakları malum. Siyasetten ve demokrasiden beklentisi olanların kafası karıştırılıyor.
Kafa karışıklığı bu kez tavandan tabana yayılıyor. Zinde kuvvetler dahil hiç kimse güç dengelerini değiştirmek için gerçek hamlelerini yapamıyor. Türkiye bir baştan diğerine kafa karışıklığı içinde seçime gidiyor.
O halde, ne varsa şu güzelim maniple de var.
Bilek güreşinin ne kadar süreceği ise çok açık. Görünen o ki; 22 Temmuz sonrası parlamento dağılımı anına kadar devam edecek.
MHP, tırpan yemiş, yıpranmış Genç Parti oylarıyla yelkenlerini şişirerek geliyor bu kez.
DYP ve ANAP’ın birleşmesi, başka bir beklenti odağı haline geliyor. Bu iki partinin bütünleşmesi zaman alacak, üstelik seçim sonucuna göre tablo daha da netleşecek..
Öte yandan meydanlar ve “Birleşin” çağrısı. Ulusalcılar cephesi de henüz net değil, Baykal ve Sezer ne yapacak merakla bekleniyor. Baykal’ın “iktidar” vagonuna son anda kimlerin atlayacağı, tatlı sert müzakere konuları içinde.
Açık ki, her şey bir anda başlamadı, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve “E bildiri” bu kavganın starttı oldu. Yığınak geçen yıldan beri yapılıyordu. Her şey filler ve çimen öyküsünü andırıyor. Zarar görecek ve zaman kaybedecek olan gene halk yığınları. Toplum önüne konulan korku tünelleri içinde debeleniyor.
En çok serbest düşünmesi ve özgür olması gereken bu süreçte “öcüler” ve “kurtarıcılar” ona gösteriliyor. En iyi yönlendirilen kesimler, gelecek endişesi olanlardır. Türkiye bunu iyi biliyor.
Henüz seçim beyannameleri hazır değil. Hiç kuşku yok ki burada da oyun kurgusu ve oy isteme örgüsü “korkular” üzerine şekillenecek.
Kürtler cephesi, demokrasi cephesi her zamanki gibi dağınık, Türk aydınları inisiyatif kullanmak istiyor. Tam da DTP bir yöntem belirlediğini ortaya koyduktan hemen sonra. Amaçları benzer. Vurgu bağımsız adaylara, seçim barajını aşmanın bir yolu olarak görülüyor bu yöntem.
Kürt aydınları nerede, ne yapıyor henüz belli değil. Kürt aydınının sesi çıkmıyor. Onlar örgütsüz ve aralarında güçlü bir iletişim yok. Etkisizler de.
Sayıları az da olsa, yeterince etkili olmasalar da bir sözleri olmalı. Partili, partisiz Kürt aydını tutum almalı. Sadece oy kullanma göreviyle yetinmemeliler.
Partiler için en doğru tutum kendi programları doğrultusunda seçimlere katılmaktır. Ama Türkiye’de % 10 barajı var, seçim sistemi adaletsiz. Devlet kimi partilere her bakımdan olanak sunarken, kimlerini boğuyor. Zaten kısıtlı olanaklara sahip olan bu partilerin elini kolunu bağlıyor. Onları adaletsiz ve kuralsız bir yarış içinde tutuyor.
Bu durum karşısında baraj engelini aşmak için, tek yol olarak görmesem de, geniş oy tabanına sahip partiler açısından bağımsız aday seçeneği anlaşılır ve haklı bir yoldur.
Kürtler ve Türk demokrasi güçleri üçüncü, hatta dördüncü bir cephe açabilir mi? Sanmıyorum, hiçbir hazırlıkları yok, hem de yığınaksız ve dağınıklar.
Her türlü külfetine katlandığı bu ülkenin nimetlerinden yararlanamayan büyük bir çoğunluk var.
Parlamento bu kesimlere kapalı.
Büyük bir kesimin partileri seçim yardımlarından yararlanamıyor.
Yirmi yıldır % 10 barajı var. Parlamentoda, ANAP ve DYP birleştikten sonra CHP hariç yirmi yıllık parti kalmadı. Baraj prangası, gün oldu bizzat onu icat edenlerin ayaklarına dolandı.CHP ve ANAP baraj nedeniyle meclis dışı kalmadılar mı?
Dert değil elbet, rejim kendini sürdürebilsin yeter, önemli olan statüko, partiler gelip geçici nede olsa.
Bu tablo karşısında aydınların tutumu sorumlucadır. Baraj oyununu bozmak, onu işlevsiz kılmak gerekir. Etkili bir kampanya ile alınacak sayısal sonuçlarla bu oyun bozulabilir ve baraj işlevsiz kılınabilir.(Bu bölüm için, partilerin birleşip baraj mücadelesini sürdürme konusundaki isteksizliğinden kaynaklanan yanlış tutumunu bir rezerv olarak belirtmekte yarar var. Yıllardır birbirimize sırtımızı döndüğümüz için gerçekleştiremediğimiz işbirliği ve umut sanıp kuyruğuna takıldığımız düzen ve onun partileriyle ilgili ortaya çıkardığımız ayrılıklar, üzerinde çok konuşmamız gereken konuların başında geliyor. Biliyoruz ki, en az seçimler kadar önemli gelişmeler karşısında Türk demokrasi güçlerinin ve Kürt demokratik muhalefetinin ortak iş yapmak konusunda cılız da olsa bir çabası olmadı. )
Konumuza dönersek, hiçbir demokratik ülkede böylesine yüksek bir baraj ve adaletsiz bir seçim sistemi yok. Siyasi Partiler Yasası bu denli anti demokratik olan başka bir ülke de yok.
Adalet ve demokrasi istemek herkesin hakkı.
Aydınlar, kamuoyuna yaptıkları basın açıklamasında adayları tanımlamak için şunları söylemektedir.
“….Bağımsız adaylarımız CHP’yi artık sol ve demokrat olarak görmeyen sosyal demokratlardan adil bir barış isteyen Kürtlere kadar bütün sol kamuoyunca kabul edilebilecek ortak isimlerden oluşmalıdır. …” Kuşku yok ki, isimlerde ortaklaşmak kolay değil. Ancak imkansız da değil.
Her bağımsız aday “ortak aday” olarak kabul edilmeyeceğine göre, henüz vakit varken bu süreci ortaklaştırmak, olası her güçlüğü aşmak için önemli bir fırsattır.
Ortak Bağımsız Aday kampanyanın imza formunda ise, bir dizi talepten sonra şöyle denilmekte:
“…Bu adımı destekleyen bütün parti ve kurumlar bu adaylara desteğini ilan etmeli ( Altını ben çizdim)ve bütün gücüyle seçim kampanyasına destek vermelidir. Bütün adayların kullanacağı ortak afiş, bildiri vb araçlar oluşturulmalı, bu araçlar, parti-kurum ayrımı yapılmadan hep birlikte kullanılmalıdır…(abç)”
Şimdi hangi partilerin bu süreci ortaklaştıracağını görme zamanıdır. Ya da güç birliğinden kimin ne anladığını…
Son cümle: Ey parlamento sen nelere kadirsin. 22.05.2007
Ümit TEKTAŞ'ın Eski Yazıları
SİYASET VE SİYASET YÖNETİMİ
ANKARA OYUNLARI VE CUMHURİYET MİTİNGLERİ
TARİHE NOT DÜŞMEK ( I )
MİLLİYETÇİLİK
KURULTAYA GİDERKEN HAK-PAR
|