ONURA TUTUNMAK

            Davranış bilimleri bakımından “bireyin kendini gerçekleştirmesi” tanımıyla kavramlaşan ve bireyin takındığı tavırları yorumlamakla ilgili önemli bir kişilik analizi vardır.. Psikanalistlerin de bu yöndeki sözleri az değil. Korkular, zaaflar ile eldekileri kaybetmemek üzerine kurulu, insanı hiçe indiren bağımlılıklar. Bu uzman görüşe göre kendini gerçekleştiren bireyler; kim oldukları ve karakter özellikleri belirgin olan, izlediği çizgi ve tutumuyla net oldukları bilinen kimselerdir. Ekmek ve demokrasi bağı arasındaki ilişkinin ince ve kırılgan hattında tükenmeye direnen bireyler, kendini gerçekleştirmiş olanlar, hatta kendini aşmış olanlardır. Her zaman doğru olduğunu düşündüğüm bu görüş, şu günler de daha çok  sıklıkla aklıma geliyor.
Elbette insanda var olan bir çok zaafa direnmek ve bu zaafların üstesinden gelebilmek de bu kimseler için çok önemlidir. Bu kimseler aynı zamanda direnç eşiği kuvvetli, dayanıklı ve sabırlı insanlardır. Onurlu bir biçimde yaşama tutunanlar ve hatta onurunu koruyarak yaşamını devam ettirenler de bu kesimden insanlardır.
Diğer yandan her türlü açlığa razı gelmek ve hayatın parıltıları karşısında savrulmadan ayakta durabilmek de, bireyin kendisi gerçekleştirmesinin önemli örnekleridir.
Onurlu insanlar söyledikleri sözlerin kölesidirler. Yerine getiremedikleri ve altından kalkamadıkları sözler ise; omuzları üzerinde bir değirmen taşı gibi durur. Bunu yakalarında bir onursuzluk yaftası gibi taşırlar.
İnsanın, insandan onurlu ve tutarlı davranmasını, onuruna tutunmasın beklemek, mucize beklemek değildir. İnsanlığın tarih akışı içindeki serüveni, bu beklentinin, gerçekte olması gereken, normal bir davranış olduğunu gösteren sayısız örnekle doludur. Bana sorarsanız, onurlu davranmak ve onuruyla göçüp gitmek kolay değil elbet ama, sanıldığı kadar zor da değil.
Yaygın olmasa da hala kimimizin kulağında bir küpe gibi sallanan bir sözdür. “ En zor olan, en önemli ve kazanılması güç yarış, ölünceye kadar onurunu koruyabilme yarışıdır.” Bu veciz sözün hayatın karmaşık akışı içinde başka kelimelerle de ifade edilebileceğine pek çok kez rastlamışımdır. Türkiye’deki Genel Seçim rüzgarlarının yol açtığı bir uçtan ötekine savrulma modası, bu veciz sözün ne büyük anlamlar içerdiğini, daha çarpıcı bir biçimde kulaklarda çınlatıyor. Şimdi daha iyi anlıyor insan: Neden kimi toplumlar sesleri sedaları çıkmadan demokrasi oyununun figüranları oluyor, “gelen ağam giden paşam” diyor.
İnsan olmanın yüz karası olan, “ Kral öldü, yaşasın Kral” deyimi bu toplumların, figüran orduların geleneğinden bugünlere değin taşınmıştır. Bütün zamanların en çok izleyicisini toplayan Ankara Oyunları’nın bu kadar uzun süre gösterimde kalması ve sürmesi de bundandır.
Seçimler arifesindeki siyaset yelpazesine bir bakın; kim sağcı, kim solcu belli değil. Daha genel bir deyimle, değişim güçleri kim, statükocular kim, o bile birbirine karışmış. Türkiye tarihinin en büyük değişim ve dönüşüm projesi olan AB süreci  kim ya ad kimlerin eliyle tavsadı, tavsıyor ? AB-Türkiye ilişkisi, parlamentodaki cümle partilerin sorumluluğunda yürümedi mi?
Öyle ki Kürt halkına kan kusturan ve onun tüm haklarını gasp eden kesimlerle, Kürt halkının çıkarları uğrunda mücadele ettiklerini iddia edenler şu günlerde aynı değirmene su taşıyor, aynı cephede buluşuyor. Bunu anlamak için ne siyaset tecrübesi, ne kitaplar ve ne de yaşanan deneyimler yeterli olmuyor, bu durumu ancak insanın mayasındaki kırılgan ve omurgasız halin egemen olmasıyla, bağımlı, tutarsız ve kıblesiz siyaset odağıyla açıklamak mümkündür. İşte size birey ve bireyin rolü. Hayatınızdan ilkeleri, ortak program ve hedefler uğrunda mücadele etme kararlılığını çıkardığınızda kaç kişi ayakta kalabiliyor görün işte!

Ya da kendini gerçekleştiren bireyin sarsılmaz kararlılığı ne zaman egemen olacak, Godot’u bekler gibi bunu mu bekleyeceğiz.? Erich FROMM; duygu karmaşası içinde yol alanlara şunu öneriyor, karşınızdakine tek ve biricik olduğunu hissettirin. Frederic NİETZCHE ise, “Neysen o ol”  diyor. Her iki psikanalist de, kararlılık ve sağlam duruştan söz etmektedir.
Pragmatizmin bu kadar savurduğu ve karmaşık hale getirdiği siyaset anlayışı, toplumun sorunlarını çözemez. Hiçbir programa dayanmayan, ilkesiz ve omurgasız   politikacı ciddi ve etkin bir politik kurum yaratamaz.
Hiç kuşku yok ki, toplumsal dönüşüm arzusuyla açıklanamayacak kadar bireysel çıkara dayanan, ilke ve uzlaşma kültüründen uzak siyaset arayışı, olsa olsa bizzat onu sürdürenlerin hayatları boyunca alınlarında taşıyacakları bir kara lekeden başka bir şey değildir.
Onurlu yaşam koşusunun daha ilk kilometrelerinde, ilk zorluk anından bu yarışmayı terk edenler, yorulup, yılgınlığa düşenler, yollarını değiştirenler daha başka neyle açıklanır ki?
Hangi statüko karşıtlığı, bugünün şartlarında sosyal demokrat şövalyelerin, devrimci demokratların, Kürt yurtseverlerinin AKP’ de siyaset yapmasını aklayabilir. Ya da aynı kesimlerin CHP’nin başını çektiği cephede saf tutmasını…

Son söz Hintli şair, Rudyard KİPLİNG’in olsun:

“Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü
ve bunun sebebini senden bildikleri zaman
sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;

Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir
ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;

ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,
bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;

Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır
ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;
….
ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür
ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;

Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir
ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;
ve kaybedip yeniden başlayabilir
ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;
….
Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,
ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;

Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;

Yeryüzü ve üstündekiler senindir
Ve dahası
sen bir İNSAN olursun oğlum.

İtiraf etmeliyim, son bir yıldır bu şiir bana çok iyi geldi, siz ne dersiniz? 17.06.2006

 

Ümit TEKTAŞ'ın Eski Yazıları

SULAR DURULMUYOR

HOŞ GELDİN TEVKURD

SÜNGÜ GÜCÜ, DİPÇİK ZORU

ORTAK BAĞIMSIZ ADAY

SİYASET VE SİYASET YÖNETİMİ

ANKARA OYUNLARI VE CUMHURİYET MİTİNGLERİ

TARİHE NOT DÜŞMEK ( I )

MİLLİYETÇİLİK

KURULTAYA GİDERKEN HAK-PAR

 

 

BASINDA HAK-PAR
Genel Merkez : Menekşe 2. Sk. 33/7 Kızılay / ANKARA Tlf: 0 312 418 23 40 - hakpar1@hotmail.com - hakpar@hakpar.org.tr
                            Diclekent Bulvarı Yayla Sitesi A/Blok D:2 Kayapınar / DİYARBAKIR Tlf : 0 412 237 88 94