“Yükselen değer” Milliyetçilik. |
Ümit TEKTAŞ
Son birkaç yıldır, eski devletçilik anlayışının yerini, dört nala koşan milliyetçilik almış görünüyor. “Devletin bekası”, artık milliyetçilik naralarının gölgesinde. Öncelikte devletten millete bir geçiş gözlenmese de, devletin milletine bir şeyler olmaya başladı. Bunun esas nedeni iç siyaset dengeleri ve Irak’ta oluşan yeni durumdur. Daha birkaç yıl önce, -5-6 yıl kadar önce- Türkiye toplumunun büyük bir bölümü AB yanlısı ve temkinli de olsa ABD’yi stratejik dost gören bir eğilim taşıyordu. Hükümetlerin de bu yöndeki eğilimi AB-Türkiye ilişkilerini son kırk yılın en üst noktasına çıkaran olumlu bir sürece taşıdı. Bunun karşılığında, içerde küçümsenmeyecek düzeyde demokratikleşme adımları atıldı. Pek çok çevre, Türkiye’nin geleceği açısından güçlü bir iyimserlik içine girdi. Gerçekte de, söz konusu tablo, her türlü iyimserliği besleyen bir görüntü oluşturuyordu.
Eli kanlı tiran Saddam rejiminin yıkılmasının ardından, Türkiye’deki malum çevreler koro halinde, başta ABD ve AB’yi hedef tahtasına oturttu. Sözüm ona ABD bir Kürt devleti kuruyor, AB Türkiye’yi bölecek tavizler istiyordu. 1 Mart Tezkeresi, AB-Türkiye fasıllar süreci, en kritik tartışma dönemlerini yarattı. 17 Ülkede, bu ülkelerin parlamentosunca kabul gören Ermeni Soykırımı Tasarıları ile Kerkük’ün Güney Kürdistan siyasi ve coğrafi sınırlarına dahil edilme olasılığı bardağı taşıran son damla oldu. Kıbrıs politikasının tezleri de birer birer çürüyünce, adım adım yaklaşan tarihi yalnızlık başlamış oldu. İşte bu gelişmeler, pusuda bekleyenlerin sesini daha çok yükseltmesine, bölünme senaryosu yazanların elini daha fazla güçlendirmeye yol açtı. Türkiye, komşularıyla sorunlu bir ülke olmaktan çıktı, dünyayla kavgalı bir ülke haline geldi. Zira etrafta kavga edecek öyle pek fazla komşu da görünmüyor artık. Kıbrıs meselesi nedeniyle, Yunanistan’la artan ve azalan kavgayı saymazsak.
İçerde AK partiyle girilen bilek güreşi Nisan ayında Cumhurbaşkanı seçimi ve arkasından da genel seçimlerle son bulacak. Sorun bu güreşi, oyun dışı kurallarla nasıl kazanmak ya da güreşin galibini hile ve desiselerle nasıl hükmen mağlup saymaktır. Gerçi Cumhurbaşkanlığı seçimi hatırına, AKP pek çok kez yolundan döndü, AB sürecini bilerek ve isteyerek tavsattı. Öyle anlaşılıyor ki, daha fazla bedel ödemesi isteniyor ve yazık ki, bu bedeller, AKP üzerinden demokrasi güçlerine, Türkiye halkına ödetiliyor.
İktidar ve muhalefetin elbirliğiyle Milliyetçilik etrafında fırtına kopartmasının nedeni işte bu bilek güreşidir. ABD ve AB’ye gösterilen tepki, doğal olarak içe kapanmayı ve yalnızlıktan medet ummayı gündeme getirmiştir. “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” paranoyası doğrulanmıştır! Bu nedenledir ki, dünyanın neresinde olursa olsun, bir halkın haklarına kavuşmasını eleştirmek ve hemen yanı başımızdaki Irak’ta olup bitenlere pervasızca müdahale etmek bir “alışkanlık” olmuştur. Bu “yeni alışkanlık”, bir süredir başlayan derin yalnızlığın ve ecele faydası olmayan korkuların ürünüdür.
Kerkük sorununda izlenen siyasete gelince; Türkiye tam bir fiyasko yaşamaktadır. Bilindiği gibi Irak anayasası, Irak toplumunun bütün kesimleri tarafından tartışılarak ve bir uzlaşma sonucu, halk oyuna sunularak kabul edildi. Bu anayasaya göre Irak, Arap ve Kürt halklarının ülkesi olarak yeniden tanımlandı. Buna göre, Kerkük sorunu da bir referandum öngörülerek yeni statüsüne kavuşacaktı. Kerkük referandumu da 2007 yılı Kasım ayında gerçekleşecektir. Yeni Irak Anayasası’nın 140. Maddesi Kerkük meselesini bu biçimde karara bağlamıştı.
Hiç kuşku yok ki, akla ve mantığa uygun siyaset, Irak halkının iradesine saygı göstermektir. Kerkük’te yapılacak referandumun sonuçlarına katlanmak, seçimler öncesinde demokratik sürecin oluşmasına katkı yapmak sağduyunun gereğidir. Spekülasyon ve gerilim yoluyla Kerkük’e müdahale etmek ve seçimleri etkilemekten vazgeçmek gerekir. Bu yol, yol değildir. Çıkmaz sokağın kimseye yararı yoktur.
Şüphe yok ki, içerde de gerilimi tırmandırmak ve ırkçı şoven dalgadan yarar ummak kaostur, sorunlar yumağıdır. Ama bundan kime ne! AKP oylarıyla Cumhurbaşkanı seçilmesini engellemek mümkün olmayacaksa, AKP’ nin seçimleri kazanmasını engellemek ve bu yolla AKP’ li Cumhurbaşkanını Çankaya’dan indirmek ya da Çankaya’yı ona dar etmekte bir kazınım! sayılmaktadır. “Bizans’ta oyun bitmez” misali, İşte size başka bir yol.
MHP-CHP Bloğuna oy çağrıları boşuna değil. “Sağcıysan MHP’ye, solcuysan CHP’ye oy ver” propagandası şoven çevrelerin yeni umudu olmuştur. AKP’ yi böylelikle güçsüzleştirmeyi uman büyük bir kesim var. AKP ise daha çok milliyetçi olduğunu iddia ederek, aynı havuza oynamaktadır. AKP’ nin de milliyetçi olduğuna inananların sayısı az değil. Diğer yandan şoven bloğun karşısına bir dalgakıran olarak çıkarılan Genç Parti cephesi de boş durmamaktadır. Şüphe yok ki bu parti de başka bir milliyetçi odak. Ağar ve onun DYP si de herkesin malumu. O ağar bugün bile derin devlete övgüler dizmekte. İşte siz hem milliyetçi, hem devletçi bir parti daha. Oyun içinde oyun, tezgah içinde tezgah senaryolarını çoğaltmak mümkün. Esas sorun, ABD ve AB karşıtlığını oya tahvil etmek, iç dengeleri etkileyecek paranoyaları inandırıcı kılmak, demokratikleşmenin önünü kesmektir. Bunun en önemli silahı bu günlerde anlı şanlı “Milliyetçiliktir”.
Demokrasi oyunu, dün enflasyon, AB, Kıbrıs gibi meselelerle oynanıyordu. Bu perde ise; Kızıl Elma’ yı, Şengay Beşlisi’ ni, Çin’ i, Avrasya’ yı ve Kafkasları sahneye koyanların “Milliyetçi” duygularını sergileyecektir.
Kuşku yok ki 2007 yılı Türkiye ve Irak açısından çok çetin olacaktır. Bu yıl, Türkler ve Kürtler bakımından da kolay ve rahat bir yıl değil.
Türkiye pek çok cephede kaybediyor, bu mantıkla kayıplar artarak devam edecektir. Önce Kürt sorununda, ardından Kıbrıs’ta ve son olarak Irak’ta. Bakalım deve kuşu siyaseti daha ne kadar sürdürülebilecektir ve daha nelere mal olacaktır.12.02.2007, Diyarbakır
Ümit TEKTAŞ'ın Eski Yazıları
KURULTAYA GİDERKEN HAK-PAR
|