Ankara Oyunları ve “Cumhuriyet Mitingleri” |
İçinde bulunduğumuz şu günlerde başta laiklik, Cumhuriyet’in temel ilkeleri dışında , öteki tüm konular rafa kaldırıldı. Yapay gündemler sıralaması yeniden yapıldı. Ve şimdi sıradakiler listesi çalınıyor.
Hafızam beni yanıltmıyorsa, aylardır Türkiye’nin gündeminde olan Kerkük meselesi en son 12 Nisan günü Büyükanıt’ın açıklamasıyla gündeme düşmüştü. Her gün, bir dolu yalan ve demagoji ile gündeme getirilen bu konu birden ikinci plana düşürüldü. Neredeyse bir aydır, bırakın Kerkük meselesini konuşmak, Irak ve Kürdistan’la ilgili de hiç konuşulmuyor, öyle ki PKK meselesi bile, ancak sessiz ve cılız tepkilerle gündemde…
İster istemez insanın aklına şu soru geliyor, Türkmenler unutuldu mu acaba?
Burası Türkiye, ne kadar maniple edilecek konu varsa, o kadar da gündem var. Hele bir de, düdüğe dönmek için komut bekleyen yığınlar hazır kıta bekliyorken, tam da ülkedeki tüm yazılı ve görsel basın emir eriniz gibi elinizin altındayken.
İstediğiniz yere dümeni kırın…
Ve ardından şaşılacak düzeyde spekülasyon, hem de en alasından.
Şimdiki gündem oldukça güncel ve hiç zaman kaybetmeye gelmez. Her koldan, neler yapılacaksa yapılmalı, dört bir yana haber salınmalı. “Memleket” ve “Milletin” işinin zor olduğu herkesçe duyulmalı…Bu iş için gerekli tüm lojistik hazırlanmalı.
İlginç bir konu da bulundu son günlerde, tam lojistik kabili bir buluş. Zamanından önce seçimlerin yapılacağı belli olduktan ve 22 Temmuz günü netleştikten sonra İran tartışılmaya, din ve şeriat korkuları yayılmaya, kadınların özgürlüklerinden dem vurulmaya başlandı. Şimdi, iyi komşu İran, hak ve özgürlüklerin hiçe indirildiği bir öcü gibi gösteriliyor.
Kadınların seçimlerdeki rolü düşünülünce bu yeni kampanyanın boşuna olmadığı iyi anlaşılıyor. Topluma İran gösterilerek, AKP hatırlatılıyor. Böylece AKP’ nin zayıflatılacağı umuluyor.
Hiç kuşku yok ki AKP’ de kendinden önceki hükümetler gibi, demokratikleşme sürecini kaz adımlarıyla götürdü, son iki yılda ise, deyim yerindeyse frene bastı. Peki aynı AKP, hangi Şeriatçı yasayı, din referanslı hangi düzenlemeyi meclis gündemine getirdi de rejim tehlikeye, laiklik elden gitmeye başladı.
Neden şimdi ve peş peşe meydanlar doluyor.
Cumhuriyet mitinglerinin bu yıl yapılacak seçimlerle bir ilgisi olduğu düşünülemez mi, türban baskısı altındaki Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nü, maruz kaldığı bu kuşatmadan kurtarmak mı tek amaç?
Miting önderlerine bakılırsa amaç belli: Rejim tehlikesi ve seçimler…
Son elli yılda onlarca kez yapıldığı gibi, bu kez de beklenti oluşturuluyor ve bu yapay beklenti siyasetin en etkili zeminine dönüştürülüyor.
Besbelli ki, Ankara oyunlarının kıvrak figürleri, siyasetin omurgasız labirentlerinde, dilediği kadar bel kırıyor, gerdan oynatıyor. Tam bir misket havasını, en kesif tadında, demokrasi oyunuyla sentezleyerek sürüyor Ankara oyunları…
28 Şubat öncesini hatırlayın, gene aynı kesim tencere, tavalarla meydanlardaydı. Önde kadınlar ve kendini laiklik yanlısı olarak tanımlayan çevreler. Bu kez kalabalıklar, arkalarında 7-8 yıllık bir birikim ve tecrübeyle geliyorlar…
Önce Ankara Tandoğan, ardından İstanbul Çağlayan ve bunları izleyen günlerde, diğer kentlerde yığınların katıldığı kitlesel mitingler gerçekleşti. Bu mitinglerin yenileri de yolda. Çağlayan’daki mitingi 600 civarında sivil toplum örgütü hazırlamış. Basın bunu böyle tanıttı Türkiye ve tüm dünyaya…
En çok öne çıkan slogan ise, “Ne Şeriat, Ne Darbe, Tam Demokratik Türkiye” idi. Sadece bu slogana bakıp ne güzel, ne de duyarlı bir toplum varmış denebilir mi? Tam demokratik Türkiye savunusu, asker postallarının sesini kısabilmiş midir? Başka bir deyişle, süngünün gölgesinde demokrasi naraları ne kadar anlamlı olabilir?
Askerin, Tam demokratik bir Türkiye düzeni isteyenlere, son elli yılda defalarca hapis ve sürgün dışında bir seçenek bırakmadığı ne çabuk unutuldu. Toplumu inim inim inleten yasaklar ve en başta Anayasa kimin eseri?
Tandoğan’da “Ordu Göreve” pankartı taşınmıştı. Geçen yıl Akademik kadroların Anıtkabir yürüyüşünde de aynı çağrıyı yapan pankartlar göze çarpmıştı.
Demokrasi isteyenler, şeriattan korkanlar askere sığınıyor. Gerçekte demokrasi asker eliyle korunabilir mi? Asker işbaşına geldiği her dönemde demokrasiyi askıya almadı mı? Demokrasi güçlerini silindir gibi ezip geçen asker iktidarı değil mi?
Aynı yönetim eliyle, hatta teşvikiyle İmam Hatip Liseleri çoğalmadı mı, zorunlu din dersleri kimin eseri? Dinin, toplumun her zerresine sirayet etmesinin önünü açanlar, ülkeyi baştan başa Cami, İmam Hatip Liseleri ve Kuran Kursları’yla donatanlar, nasıl olur da dinden, şeriat devletinden ürkebilirler…Türk İslam sentezi kimin müthiş buluşu?
Farklı denklemler zemininde Türkiye öne alınmış bir seçime gidiyor, Genelkurmay bildirisinin ve Anayasa Mahkemesi kararının etkisiyle bu seçim zamanından önce ve kimi zorlamaların ortaya çıkardığı “yeni” parametrelerin ışığında yapılacak.
AKP yeniden mi, çok partili bir meclisin içinden çıkaracağı bir koalisyon hükümeti mi?
Kışla rahat ve huzur içinde modernize olmaya, en görkemli ve pahalı silahları (Muharebe kabiliyeti yüksek silahlar) almaya devam ederken, şimdi bu iki ihtimal üzerine hesaplar yapılıyor. Hükümet ve Muhalefet kimlerden oluşacak.
Endişeye gerek yok; bu gidişle, ihtiyaç duyulan ilk fırsatta, kışladan çıkılacak ve düdüğe dön komutu verilecektir. İşte elli yıldır izlemeye devam ettiğimiz, hep aynı Ankara oyunları. Tek bir farkla, bu kez milliyetçilik hattı genişliyor, yelpazenin her yerinden örgüt ve şahıslar buluşuyor. 02.05.2007
Ümit TEKTAŞ'ın Eski Yazıları
TARİHE NOT DÜŞMEK ( I )
MİLLİYETÇİLİK
KURULTAYA GİDERKEN HAK-PAR
|