|

Bilindiği gibi hedefe varabilmek için, kısa vadeli, orta vadeli ve uzun vadeli hedefler önümüze bırakmak ve bunlara uygun mücadele biçimlerini de tespit etmek zorundayız. Bunların hiç birinin de mutlak olmadığını, bazen yer değiştirdiğini, önceliklerin değişebileceğini bilmeliyiz. Önümüze bıraktığımız hedefler, bazen amaç ve hedeflerimizi açıktan çağrıştırmadığını da düşünmeliyiz. A=B, B=C, o halde A,C’dir, ya da değildir deyip formen mantığıyla olaylara yaklaşmamalıyız. Her zaman iç dinamikler belirleyici olmayabilir. Kimi zaman dış etkenler süreci daha çok hızlandırıp kolaylaştırabilir.
Örneğin; siyasi mücadele, demokratik ve ekonomik mücadeleyi etkileyip yönlendirir. Bazen de demokratik mücadele siyasi mücadelenin yolunu açıp siyasi mücadeleyi kolaylaştır ve geçici olarak da demokratik mücadeleye ağırlık verilebilir.(olanaklar elveriyorsa).
Demokratik mücadele siyasi çözüm getirmiyorsa, sırtımızı çevirip siyasi formülasyonlarımıza takılı kalmamalıyız.
Türkiye’de demokratikleşme ne kadar gelişirse Kürtlerin de mücadelesi ve amaçlarına ulaşması o kadar kolay olur. Bu engeller kalkmadan, kaldırılmadan öyle kolay kolay hedefe varılamaz. Biz Kürtlerin, bir türlü bu sıralamayı, yakın ve uzak hedefleri yerli yerine oturtamadığımız kanısını taşımaktayım. Türkiye’nin demokratikleşmesinden bahsedince; bazıları hemen ‘Sizler Türkiyelileşmişsiniz’. Veya ‘sizler Kürtlük yolundan sapmışsınız, reformistsiniz’. ‘Bu iş bizim işimiz değil, biz tarafsız olmalıyız’ şiarlarından da vazgeçmezler tabi.
Günümüze damgasını vuran Ergenekon davası var. Bunu öyle kolay kolay geçiştiremeyiz. Burada en büyük hesap Kürtlerindir, en çok Kürtleri ilgilendirir. Devletin kendi iç hesaplaşmasıdır deyip, üstünü örtemeyiz. Görünürdeki isim değişikleriyle, asıl devletin ismini bırakmak zorundayız. Bu devlet, Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte, özü ‘Militarist, Statükocu, Kemalist’ olarak kalmış ve derin devletin ta kendisi olarak bugüne kadar gelmiş. Bugünde Ergenekon olarak karşımızda!
Kuruluşundan beri aynı ruh ve anlayışla hareket etmiştir. Bu anlayışla örgütlenen bu yapı, baskıcı, katliamcı, inkârcı anlayışı ve uygulamaları ile kitleler üzerinde korku ve dehşet saldı. Bazen de darbelerle, var olan demokratik hak ve özgürlükleri, cinayet şebekeleri eliyle ortadan kaldırarak yapısını bugünlere dek taşıdı.
Kötülüklerin tümü en ağır şekilde Kürtlere yapılmış. Kürtlerin Ulusal hak istemleri her defasında isyancılıkla, terörle, ihanetle ifade edilip Kürt kanı dökülmüştür. Üç bini aşkın köyü boşaltan, yüz binlerce insanı yerinden yurdundan zorla göç ettiren, metropollerde yok oluşun eşiğine getiren yine bunlardır. Acımasızca sokak ortalarında binlerce insanımızı katledip sözde ‘faili meçhul’(bize göre belli) açık cinayet şebekeleri bunlar değimliydi. Bunları nasıl unutup, halkımıza unutturabiliriz. Hangi insani yanımızla TARAFSIZ kalabiliriz.
Kürtler, bana göre işbirlikçilik ve yaftacılık yakıştırmalarından korkmadan, artık yanlışa yanlış diyebilmeliler. Hele ki böyle bir mesele de, bu konunun taraflarından birinin yanına düşme korkusunu hiç yaşamadan, böylesi yapıların zulmünü iliklerine kadar yaşayan bir halk olduğunu zihinlerinde sürekli diri tutup karşı olmalılar.
Ve yine unutmayalım ki; tarihte SSCB, Alman faşizmine karşı ABD ile işbirliği yaptı. Bu iki tarafında çıkarlarına denk düşen bir işbirliğiydi. Bu işbirliği sürecinde hiç biri de ötekileşmedi. Biz neden kendi fikirlerimizi ve taraflılığımızı açıklamaktan korkuyoruz. Kaybedecek neyimiz var!
Unutmayalım ki; Ergenekon bir demokrasi sorunudur. AKP dahil her kim olursa olsun Ergenekon örtüsünü kaldırıp ilgileniyor ise, onlarla bu sorunun çözümünde aynı düşünmek ve tavır almak bizi hezeyana sürüklememeli.
Ergenekon çete mensupları, çatışmalardan, savaştan yana olan ‘derin devletin’ unsurlarıdırlar. Bu çetelerin tasfiyesi, Kürt sorununun demokratik yollardan çözümü önündeki engellerin kaldırılmasını kolaylaştırmayacak mı?
Bu tür yapılar Türklere bir fatura kesiyorsa, Kürtlere iki fatura kesiyor. Bu nedenle bu işin üstüne gitmek en çok Kürtlere düşüyor.
Sol kesim ‘bu işe taraf olmak AKP’ye hizmettir’ diyor. Kürtlerden bir kesim ise ‘bu sistem içindekilerin bir çatışmasıdır’ diyor. Bu yaklaşımlar aksine bu yapıların ömrünü uzatan yaklaşımlardır. Aynı zamanda demokratikleşmenin önünü tıkayıp, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözümünü engelleyen yaklaşımlardır.Bu sistemden nemalananlar ise çeşitli kılıflar uydurup, bu canilerin, çetelerin ömrünü uzatmak için habire çaba sarf etmektedirler.
Her kim ki bu çetelerin açığa çıkarılıp hesap sorulmasına karşıysa, her kim ki bunların savunuculuğunu yapıyorsa, onlar bu yapılanmaların bir parçasıdırlar ve bu nemalara ortaktırlar.
Biz Kürtler mazlum Kürt halkının uzun vadeli çıkarları neredeyse orda olmalıyız. Yıllardır baskı zulüm, işkence, açlık, göç, ölümle onurumuzu yok etme çabalarına karşı güçlerimizi birleştirip haksızlığa karşı haykırmalıyız. Sonuna kadar bu çetelerin üstüne giderek suçluların açığa çıkarılıp hesap sorulmasını istemeli, üstüne gitmeliyiz. 24.07.2008
ŞEREF YALÇIN
HAK-PAR BK ÜYESİ
|