......
Türkçe (Türkiye)KürtçeEnglish

E-UYELİK SİSTEMİ

SEÇİM BİLDİRGESİ

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün8400
mod_vvisit_counterDün5960
mod_vvisit_counterBu Hafta24979
mod_vvisit_counterGeçen Hafta33128
mod_vvisit_counterBu Ay139327
mod_vvisit_counterGeçen Ay237342
mod_vvisit_counterTüm Zaman1217283

We have: 103 guests online
Senin IP no:: 54.158.214.111
 , 
Today: Kas 22, 2017

1 TEMMUZ 2013 BAŞKANLIK KURULU AÇIKLAMASI
AddThis Social Bookmark Button

Toplumun kamplaşma ve çatışmadan kazanacağı bir şey yoktur.

 

HAK-PAR Başkanlık Kurulu Ankara’da yeni Genel Merkez binasında toplandı, içerde ve dışarıdaki son politik gelişmeleri değerlendirdi ve kamuoyuna aşağıdaki bildiriyi yayınladı.


2 Haziran tarihli Parti Meclisi bildirimizde de dile getirildiği üzere, Taksim Gezi Parkı olayları, başlangıçta parkı ve çevreyi korumak gibi haklı bir nedenle başlamış sivil, çevreci bir hareketti. Ama bu barışçı gösteriye karşı güvenlik güçlerinin sert tutumu ve şiddet kullanması nedeniyle olaylara tepki büyüdü ve gösteriler diğer kentlere de sıçradı.


Öte yandan, başından beri AK Parti’ye karşı olan ve seçim sandığında istedikleri sonucu alamayınca onu demokratik olmayan yöntemlerle düşürmeye çalışan bazı çevreler, bu barışçı gösterileri hükümeti yıkmaya yönelik şiddet eylemlerine dönüştürdüler. Bu nedenle, hükümetin sonradan yanlışını fark edip Taksim’e topçu kışlası ve AVM yapma ısrarından vazgeçmesine rağmen, eylemleri sürdürdüler.


HAK-PAR olarak bir kez daha vurgularız ki, hükümetin yanlış uygulamalarını protesto etmek, hak ve özgürlük taleplerini dile getirmek elbet yurttaşların hakkıdır ve buna yönelik barışçı gösterilere karşı şiddet kullanılmamalıdır. Ancak bir uzlaşma zemini oluşmasına rağmen olayları ısrarla sürdürüp gerilimi büyütmeye çalışmanın ne çevreci duyarlığa, ne de ülkenin demokratikleşme çabalarına hizmet etmediği kanısındayız. Toplumun böylesi bir kamplaşmadan ve çatışmadan kazanacağı bir şey yoktur. Hükümet de muhalefet de sorumlu davranmalı. Sorunlarımızı demokratik yöntemlerle, tartışarak ve halkın hakemliğine başvurarak çözmesini başarabilmeliyiz. Bu yapılamadığı zaman şiddet devreye girer ve onun demokrasiye değil, antidemokratik güçlere yaradığını geçmişteki pek çok deneyden biliyoruz.

 

Kitleleri oyun ve tuzaklara karşı aydınlatmalıyız.


Bir ayı aşkın süredir devam etmekte olan ve yer yer şiddete, vandalizme varan bu olayların Kürt sorununa ilişkin süreci de olumsuz etkilemesinden endişe ediliyordu. Nitekim son günlerde Kürdistan’ın değişik yörelerinde bazı provokatif eylemlerin uç verdiği görülmekte.


İçerde ve dışarda bazı çevrelerin silahların susmasından rahatsız olduğu, 30 yıldır süren bu çatışma ortamının sona ermesini istemediği bir sır değil. Bu çevreler şimdiye kadar, sürece var olan güçlü kamuoyu desteği nedeniyle rollerini oynayamadılar. Ama onların pusuda beklediklerinden ve ilk fırsatta harekete geçeceğinden kuşku yoktu. Nitekim son provokatif eylem ve olaylar bunun işareti. Gezi olaylarından bir darbe devşirmeye çalışan malum çevreler şu anda Kürt sokağını da karıştırmak için çaba gösteriyor, çağrılar yapıyorlar.


Ne var ki bunları iyi tanıyoruz. AK Parti hükümetinin geçmişte attığı bazı olumlu adımlara karşı inatla direnen, TRT-6’e, okullarda iki saatlik anadilde seçmeli derse, bazı üniversitelerdeki Kürt dili bölümlerine bile karşı çıkan, darbe anayasasına dokunulmasını istemeyen, statükocu, şoven ve militarist bu çevrelerin ne demokrasi ne de özgürlük diye bir derdi yoktur. Onlar AK Parti ile hesaplaşırken ortamı 12 Mart ve 12 Eylül öncesinde olduğu gibi karıştırmaya ve kendi kötü niyetleri uğrunda Kürtleri de sokağa dökmeye çalışıyorlar. Bunu başarıp yitirdikleri konumlarını tekrar elde ederlerse bundan en büyük zararı Kürt halkı ve demokrasi güçleri görecek, barış ve çözüm yönündeki süreç tümden tıkanacak ve ülke faşist bir restorasyona sahne olacaktır.
Son olarak Lice’de meydana gelen ve gösteri yapan halka ateş açılmasına yol açan olay da bu türden provokatif bir olaydır. Hükümet bu olayın sorumlularını bir an önce meydana çıkarıp toplumu aydınlatmalıdır.


Halkımız, sorumlu siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve aydınlar da bu oyunu görmeli ve boşa çıkarmalılar. Olaylar karşısında takınılacak tavır öfke ve onun yol gösterdiği yanlış bir tutum değil, serinkanlılık ve sağduyu olmalıdır. Kitleleri bu oyun ve tuzaklara karşı aydınlatmalıyız.


Hükümet kimi takıntılarından kurtulup asli işine, demokratikleşme ve sorun çözme görevine eğilmeli.


Öte yandan, “barış ve çözüm süreci” denen sürecin, adına uygun biçimde ilerlemesi, gerçek bir barış ve çözümle sonuçlanması, sorunun boyutuna uygun, kısa, orta ve uzun erimli adımları içeren kapsamlı bir projeyle mümkündür. Silahların susması ve PKK’nin silah bırakması bu sürecin bir aşamasıdır ve elbet önemlidir. Ama bu tek başına ne barış, ne de çözüm olur. Asıl çözüm Kürt halkının temel haklarının tanınması ve bu kapsamda devletin federal biçimde yeniden yapılanmasıdır. Böylesi eşitlikçi bir çözüm için gerekli radikal adımların bir anda ve hemen yarın atılması elbet beklenemez. Ancak buna giden iyi niyetli güven verici adımlar şimdiden atılabilir. Örneğin anadilde eğitimi, Kürt kimliğinin tanınmasını, yerinden yönetime uygun ademi merkeziyetçi bir yapıyı içeren yeni anayasa hazırlanabilir. Alevilerin haklı talepleri karşılanabilir.


Kürt halkının ve Alevilerin talepleri son olarak akil adamların raporlarına yansıdı. Hükümet bu raporlardan yararlanıp güven verici adımları bir an önce başlatmalı.


Ama hükümet bunu yapacağına, Taksim’e topçu kışlası ya da AVM yapma, 3. Köprü’ye Yavuz Selim’in adını verme gibi hiç de kitlelerin talebi olmayan, tam tersine yaygın tepkilere yol açan bir takım uygulamalara yöneldi. Üstelik, silahların sustuğu, PKK’nin silahlı güçlerini sınır dışına çekmekte olduğu böyle bir aşamada, bölgeyi daha da militarize etmeye yönelik kalekol yapımlarına hız verdi. Bu, “barış süreci” söylemine hiç de uygun düşmeyen açık bir güvensizlik işaretidir. Lice olayı da sonuçta, kimin tarafından provoke edilirse edilsin, bunun ürünüdür.


Tüm bu nedenlerle, 2 Haziran tarihli Parti Meclisi bildirimizde de dile getirdiğimiz üzere, Hükümet kimi takıntılarından kurtulup asli işine, demokratikleşme ve sorun çözme görevine eğilmeli.


PYD Yurtsever güçlere karşı baskı ve şiddete son vermeli.


Başkanlık Kurulumuz Batı Kürdistan’daki son gelişmeleri de değerlendirdi. Ne yazık ki bu parçada PYD ile diğer Kürt örgütleri arasındaki sürtüşmeler ve güvensizlik sürmekte. Bunun PYD’nin olumsuz tutumundan kaynaklandığı da kamuoyunca biliniyor. PYD uzunca bir zamandan beri, Esat rejimi ile var olan ilişkilerini ve elindeki silahlı gücü de kullanarak diğer Kürt örgütlerini sindirmeye, çalışmalarını engellemeye çalışmakta, onlara baskı yapmakta, hatta şiddet uygulamaktadır.


Son olarak PYD, tutukladığı bazı yurtseverlerin serbest bırakılması için Amude kentinde gösteri yapan kitleye saldırdı, Kürdistan Demokrat Partisi’nin merkezini basıp dağıttı ve birkaç yurtseverin ölümüne, çok sayıda kişinin de yaralanmasına yol açtı.


Bu tutumundan dolayı PYD’yi kınıyor, protesto ediyoruz. Bu tutum Kürt halkının amaçlarına hizmet etmiyor, haklı mücadelesine zarar veriyor. PYD bu yöntemlere artık son vermeli. Başka türlü Kürtler bu parçada birlik sağlayıp yeni Suriye’de haklarına ulaşamazlar.


Yurtsever ve demokratik örgütler, aydınlar PYD’yi uyarmalı ve bu yanlış tutumunu terk etmesi için kendilerine düşeni yapmalılar.


1 Temmuz 2013

Bu Makele8748 Kez Okunmuştur