......
Türkçe (Türkiye)KürtçeEnglish

E-UYELİK SİSTEMİ

SEÇİM BİLDİRGESİ

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün8382
mod_vvisit_counterDün5960
mod_vvisit_counterBu Hafta24961
mod_vvisit_counterGeçen Hafta33128
mod_vvisit_counterBu Ay139309
mod_vvisit_counterGeçen Ay237342
mod_vvisit_counterTüm Zaman1217265

We have: 89 guests online
Senin IP no:: 54.158.214.111
 , 
Today: Kas 22, 2017

2 Haziran 2013
AddThis Social Bookmark Button

HAK-PAR Parti Meclisi Sonuç Bildirisi


Hükümet kimi takıntılarından kurtulup asli işine, demokratikleşme ve sorun çözme görevine eğilmeli


Hak ve Özgürlükler Partisi Parti Meclisi, 1-2 Haziran tarihlerinde Ankara’daki Parti Genel Merkezi’nde yaptığı toplantıda son politik gelişmeleri ve iki toplantı dönemi arasındaki parti çalışmalarını değerlendirdi, kararlar aldı ve kamuoyuna aşağıdaki sonuç bildirisini yayınladı:

3 Ay kadar önce yapılan Parti Meclisi toplantımızdan bu yana, bazı kesimlerin “barış ve çözüm süreci” dediği, ancak görünürde, en azından bu aşamada, silahların susmasına ve PKK’nin silahlı güçlerini tümden sınır ötesine çekmesine yönelik olan süreç devam etmekte. Bu olumludur. Temennimiz sürecin, PKK’nin tümden silahları bırakması ile sonuçlanmasıdır.

Ancak daha önce de HAK-PAR olarak birçok kez dile getirdiğimiz gibi, silahların susması ve tamamen bırakılması tek başına ne barış ne de çözüm olur. Kürt sorununun çözümü, Kürt halkının tüm temel haklarını tanıyarak, eşitlik temelinde bir çözüm bulmakla mümkündür. Ancak bu şekilde yüzyıllardır süren bu yara kapanır ve kalıcı barışa ulaşırız. Bu nedenle kapsamlı bir projeye ihtiyaç var. Devlet federal temeller üzerinde yeniden yapılanmalı. Kürtçe Türkçenin yanı sıra resmi dil olmalı. Kürt kimliği yeni anayasada tanınmalı.

Ne var ki böylesi kapsamlı bir proje ne iktidar ne de muhalefet kanadında görünmüyor. Silahların bırakılma sürecine eşlik etmesi gerekli ve doğal olan demokratik adımlar için de bir çaba yok. Bu aşamada kanımızca şu adımlar atılabilir ve gecikmeden atılmalı:

  • Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü önündeki tüm pürüz ve engeller kaldırılmalı; bu amaçla Terörle Mücadele Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Siyasi Partiler ve Seçim kanunlarında gerekli değişiklikler yapılmalı;
  • Seçim barajı tümden kaldırılmalı, seçmen eğiliminin en adil biçimde parlamentoya yansımasına olanak verecek nisbî temsil sistemi benimsenmeli;
  • Şiddeti benimsemeyen siyasi partiler, benimsedikleri adlar ve programlarla serbestçe çalışabilmeli;
  • Silah bırakanların evlerine serbestçe dönüp siyasi ve sosyal hayata katılabilmeleri için gerekli yasal adımlar atılmalı;
  • Koruculara iş alanı sağlanarak koruculuk sistemi kaldırılmalı;
  • Çatışma döneminde zorunlu göçe uğramış, evleri yakılıp yıkılmış köylülerin köye dönüşü için gereken koşullar oluşturulmalı;  mayınlar temizlenmeli, zararları ödenmeli ve yeni hayatlarını kurabilmeleri için kendilerine gerekli destek sağlanmalı;
  • Suriye sınırında boydan boya uzanan geniş mayınlı alan temizlenmeli ve topraksız köylülere dağıtılmalı.
  • Köy ve Kasabaların orijinal adları geri verilmeli.
  • Yeni Anayasa’nın gerçek anlamda sivil, demokratik, çağdaş olabilmesi, Kürt sorununun çözümüne ve laikliğe zemin hazırlaması için, “değişmez maddeler”, tabu sayılan kayıt ve şartlar olmaksızın formüle edilmeli. Bu kapsamda yeni anayasa, hiçbir etnik gruba atıfta bulunmayan bir vatandaşlık tanımını içermeli; çoğulcu toplumsal yapıyı gözeten ademi merkeziyetçi bir idari sistemi ve anadilde eğitimi benimsemeli.

Ne var ki, adına çözüm ve barış süreci denen şu aşamada bu doğrultuda herhangi bir çaba görünmüyor. Anayasa yapım süreci tıkandı. Ana muhalefet Partisi CHP’nin demokratik bir anayasaya karşı akıl almaz biçimde direnmesi bir yana, hükümet kanadında da bu konuda bir kararlılık yoktur. Tam tersine hükümet, böyle bir aşamada gündeme içki yasağını gereksiz biçimde genişleten bir yasa ve Taksim Gezi Parkı’nı yok edecek bir “Topçu Kışlası” projesi ile ortaya çıktı. Yapılması planlanan ve zaten geniş bir ormanlık alanı yok edecek olan 3. Köprüye ise bu ülkedeki Alevi toplumunun duygularını hiçe sayarak, büyük bir Alevi kıyımı yapmış Yuvuz Selim’in adını koydu. Böylece hem asıl gündemden, yapılması gereken işlerden uzaklaştı, hem de hiç de zorunlu olmayan bu tür uygulamalarla geniş bir vatandaş kitlesini karşısına aldı, şu anda devam eden ve tüm ülkeye yayılan bir gerilim ortamına ve direnişlere neden oldu.

HAK-PAR olarak hükümetin son uygulamalarını yanlış buluyor ve bundan bir an önce dönülmesini istiyoruz.

Hükümetler elbet sigara ve içki ile ilgili olarak gençliğin ve bir bütün olarak yurttaşlarının sağlığını gözetici tedbirler alabilirler; ama bunu yaparken salt kendi dini inançlarından ve değer yargılarından hareket etmemeli, kendi yaşam tarzlarını dayatmamalılar. Geçmişte Kemalist elit kendi yaşam tarzını topluma keyfi biçimde dayattı; şimdi aynı şeyi AK Parti yapmamalı.

Taksim Gezi Parkı gibi, büyük ölçüde beton yığınına dönüşmüş İstanbul gibi bir kentin içindeki bir yeşil alan, Osmanlı Topçu Kışlası’nı yeniden canlandırma adına yok edilmemeli.

İstanbul ulaşımı asıl olarak geniş bir yeraltı metro ağı ile, tüp geçitlerle ve toplu ulaşım araçlarıyla sağlanmalı. 3. Köprü ille de yapılacaksa, ona, yurttaşların önemli bir bölümünde rahatsızlık yaratacak bir isim konmamalı.

Hükümet her konuda kitlelerin sesine kulak vermeli ve gereksiz yere gerilim yaratan bu tür takıntılardan kurtulup asli görevine, demokratikleşme ve sorun çözme görevlerine eğilmeli.

HAK-PAR olarak İdarenin barışçıl gösterileri engellemesini ve bu tür gösterilere karşı şiddet kullanmasını yanlış buluruz. Polis ancak şiddeti önlemek, yurttaşların can ve mal güvenliğini korumak için tedbirler almalı. Zorunlu durumlarda kullanılacak güç ise orantısız olmamalı.

Öte yandan,gösterilerin barışçı biçimde geçmesinden yanayız. Göstericiler bakımından şiddet ve tahribe yönelik eylemleri, küfür  içeren sloganları yanlış buluruz; bunlar haklı gösterilerin amacına zarar verir. Yine belli çevrelerin, masumane ve haklı isteklerle başlayan, içerde ve dışarda geniş bir toplumsal destek bulan bu talep ve eylemleri, çığırından çıkarıp geleneksel yöntemlerine uygun olarak, hükümeti demokrasi dışı yöntemlerle değiştirme ya da yıkma aracı yapma, yani yangının üstüne körükle gitme çabalarını da yanlış buluruz. Böylesi tutumlar, hükümetin yanlışlarını önlemeye ve demokrasi mücadelesine hizmet etmez, tam tersine zarar verir.

*   *   *

Komşumuz Suriye’deki kanlı iç boğuşma ne yazık ki devam ediyor. Son olarak ABD ve Rusya’nın ortak girişimiyle, soruna barışçı bir çözüm bulunması için önümüzdeki günlerde Cenevre’de bir konferansın toplanması taraflarca benimsendi. Bu olumlu bir gelişmedir. Partimiz öteden beri böylesi bir yöntemi önermekte idi. Suriye sorununa görüşme yoluyla bir çözüm bulunmalı. Suriye yeni ve demokratik bir anayasa ve serbest seçimler sonucu yeni bir yönetime kavuşmalı. Ülkenin tüm etnik grupları, Kürtler, Nusayri’ler, Dürziler ve Hıristiyanlar için güvence olmalı ve onların hakları da uluslararası garanti altına alınmalı. Özet olarak, Suriye, kendi toplumsal gerçeğine uygun olarak federal ve demokratik bir ülke olmalı, Kürt halkı da nüfusun çoğunluğunu oluşturduğu Kuzey şeridinde, yani “Batı Kürdistan” da özerk bir yönetime kavuşmalı.

Partimiz, yeni durumda, Suriye sınırları içindeki Kürt halkımızın özgürleşmesi için de elverişli tarihsel koşulların oluştuğu kanısındadır. Bunu iyi biçimde değerlendirmek için bu parçadaki çok sayıda Kürt örgütlerinin uyum içinde hareket etmeleri, demokratik bir birlik ya da cephe oluşturmaları zorunludur. PYD’nin son dönemde bu parçada kendi tekelini kurmak çabası ile olup bittiler yaratması ve diğer örgütlere, yurtsever kadrolara karşı baskı, tehdit ve saldırı yöntemlerine başvurması yanlıştır ve haklı davaya zarar vericidir. Bu parçadaki Kürt örgütlerinin çoğu PYD’den çok daha eskidir, halk içinde köklü bağlara sahiptir. PYD demokratik ilişkileri, ortak tavır ve tutumu içine sindirmelidir.

*   *   *

Parti Meclisimiz, son üç ay içinde bir dizi il ve ilçede parti örgütünün açılmış olmasını, örgütlenme ve görev talebinin birçok yerde daha önce HAK-PAR üyesi olmayan insanlardan gelmesini, Partimize yönelik ilgi ve sempatinin yükseldiğini gösteren olumlu bir gelişme sayar. Birçok il ve ilçede örgütlenme çalışmaları ise devam etmektedir.

Bunun yanı sıra, Kongremizden bu yana birçok birimde, hem parti örgütlerimizle görüş alış verişi için, hem kitleye açık biçimde, Genel Başkanımızın ve diğer Parti yöneticilerinin de katıldığı bir dizi toplantı ve konferans gerçekleştirildi ve bunlar oldukça kitlesel ve canlı geçti. Parti Meclisimiz bu nedenle kadrolarımızın ve tabanın gösterdiği çaba ve fedekârlıktan dolayı kendilerine teşekkür eder ve parti çalışmasının yükseltilmesi, daha verimli kılınması, kitle bağlarının güçlendirilmesi için örgütümüzü bir bütün olarak daha aktif ve sistemli çaba göstermeye çağırır.

2 Haziran 2013

Bu Makele5054 Kez Okunmuştur