......
Türkçe (Türkiye)KürtçeEnglish

E-UYELİK SİSTEMİ

SEÇİM BİLDİRGESİ

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün4482
mod_vvisit_counterDün9242
mod_vvisit_counterBu Hafta21612
mod_vvisit_counterGeçen Hafta40508
mod_vvisit_counterBu Ay118209
mod_vvisit_counterGeçen Ay184489
mod_vvisit_counterTüm Zaman958823

We have: 51 guests online
Senin IP no:: 54.158.212.93
 , 
Today: Eki 17, 2017

Kemal Burkay: Türkiye Kürdistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olmalı
AddThis Social Bookmark Button

Söyleşi: (*)

Kemal Burkay: Türkiye Kürdistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olmalı

 

BAS - Rabia Çetin

 

Kürt siyasetçi ve yazar Kemal Burkay ile Kürdistan Bölgesi’nin bağımsızlık referandumu ve sonrası, Kürtlerle Türklerin, Farsların, Şiilerin ilişkilerini, sınır meselesini ve Kürt meselesinin çözümünü konuştuk. Referandumun bağımsız Kürdistan’ın sınırlarını belirleyeceğini söyleyen Burkay, “Irak’a demokrasi getiremeyen, iç barışı sağlayamayan Bağdat rejimi, pekâlâ Bağımsız Kürdistan’la iyi komşu olabilir, olmalı” diyor.

 

Tarih boyunca ‘Tanrının üvey evlatları’ sayılan Kürtler birkaç gün sonra kendi kaderini oylayacak. Bizi ne bekliyor sizce?

 

Her halk gibi Kürtlerin de kendi kaderlerini belirlemeleri en doğal haklarıdır. Ne yazık ki bu çok gecikti.  Kürtler ve ülkeleri uzun bir dönem İran ve Osmanlı arasında bölündü. Osmanlı imparatorluğu 1. Dünya Savaşı’nın ardından çöktüğü zaman ise emperyalist güçler bölgeye yeni bir biçim verirken hem onlar Kürtleri düşünmediler hem de Kürtler bu süreci iyi değerlendiremediler. Bu nedenle Kürdistan bölgede yeni ortaya çıkan devletler arasında bir kez daha bölündü. 2. Dünya savaşının ardından da durum değişmedi; savaş sırasında İran Kürdistanı’nda kurulan Mahabat Cumhuriyeti ne yazık ki savaş sonrasında uluslararası dengeler elvermediği için yaşayamadı ve bu olumsuz durum şu son yıllara gelinceye kadar süregeldi.

Son yıllarda önce Saddam rejimi uluslararası güçlerle karşı karşıya geldi ve çöktü, Irak yeni bir anayasayla eyalet sistemine geçti ve Güney Kürdistan’da önce otonom, sonra federal bir yapı ortaya çıktı.  Bu elbette önemli bir gelişmeydi. Ama Bağdat’ın yeni Arap yönetimi de anayasaya uygun davranmadı. Örneğin Kürdistan Federe Bölgesi dışında kalan Kerkük ve diğer ihtilaflı bölgeler için iki yıl içinde (en geç 2007 sonuna kadar) referanduma başvurulacaktı. Ama aradan 12 yıl geçtiği halde bunu yapmadı. Irak petrollerinin büyük bölümü Kürdistan’dan çıktığı halde anayasada Kürdistan Federe Bölgesi’nin payı yüzde 17 saptanmıştı; ama bu bile düzenli biçimde ödenmedi. Yine yeni anayasaya göre Peşmerge Güçleri Irak ordusunun bir parçası sayılıyordu, maaşları ve donanımı merkezi hükümet tarafından sağlanacaktı. Buna da uyulmadı. Diğer bir deyişle Bağdat anayasayı işletmedi.

Bunun yanı sıra, Saddam rejimi çöktükten sonra Şii ve Sünni Arap kesimi arasında başlayan çatışma ve daha sonra IŞİD’le doruğa çıkan terör Irak’ı yaşanmaz hale getirdi. Kürdistan’ın bu yangın içinde kalması için bir neden yoktu. Tüm bu nedenlerle Kürt halkı kendi kaderini bağımsızlık yönünde belirlemek için harekete geçti, bu kaçınılmaz hale geldi. 

 

Referandumu savaş gerekçesi sayan taraflar da var… 25 Eylül’den sonra Kürtlerin, Türkler-Şiiler-Farslarla ilişkileri ne yöne evrilir?

 

Irak, İran ve Türkiye yönetimlerinden referandum karşıtı bir tavır gösterilse de şimdiye kadar bunu savaş sebebi yaparız diyen olmadı. Bu talihsiz ve sorumsuz açıklama MHP lideri Bahçeli’den geldi ve Türkiye’nin bunu savaş sebebi yapmasını önerdi. Oysa hiç kimsenin böyle bir hakkı yok. Bahçeli’nin dünya görüşü öteden beri böylesine şoven, ırkçı ve Kürt karşıtıdır. Son dönemde ise partisi içinde büyük zorluklar yaşadı, demokratik bir kongre yapmayı başaramadı ve partisi bölündü; taban ayaklarının altından kayıyor. Bu nedenle bu tür çıkışlarla söz konusu kitleyi kendi çevresinde tutmaya çalışıyor.

Referandum Güney Kürdistan’da Kürt halkının iradesini belirleyecek. Uluslararası hukuka göre sorun en başta Irak’ın iç işidir.  Eğer Kürt halkı bağımsızlık için evet derse, Irak yönetimi buna saygı göstermeli; doğal olan budur. Irak Arap yönetiminin , “Ben bu sonucu tanımıyorum”  demesi her iki halk için de yanlış olur. Irak’a demokrasi getiremeyen, iç barışı sağlayamayan Bağdat rejimi, pekâlâ Bağımsız Kürdistan’la iyi komşu olabilir, olmalı.

Türkiye ve İran rejimlerinin Güney Kürdistan’da oluşacak bağımsız Kürdistan’a karşı hasmane bir tutum içinde olmaları için bir neden yoktur. İyi komşuluk ilişkileri bölgedeki tüm halkların yararınadır. İki ülkenin, özellikle de Türkiye’nin Güney Kürdistan’la siyasal ve ekonomik düzeyde güçlü ilişkileri var. Güney Kürdistan’ın bağımsızlığı halinde bu ilişkiler daha da gelişebilir, gelişmeli. Doğru olan, her iki halkın da yararına olan budur.

Kısa süre önce Cumhurbaşkanı Erdoğan, referanduma karşı duygusal tepkilere yer olmadığını dile getirdi. Bence bu, referandum sonrası daha sağduyulu bir tutuma yol açabilir, açmalı. Türkiye Güney Kürdistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olmalı. Kendi iç Kürt sorunu nedeniyle bundan korkması ise herhangi bir soruna çözüm olmaz. Türkiye içerdeki Kürt sorununu da diyalog yoluyla, Kürt halkına eşit haklar tanıyarak çözmeli; böylece Türkler ve Kürtler arasında dostluğun, lafta değil, gerçek anlamda kardeşliğin ve eşitliğin yolu açılır.

 

 

Referandum sonrasında Kürtleri ne bekliyor; “Evet artık bağımsızlığı ilan ediyoruz” diyebilecek miyiz? Yoksa zamana mı yayılır bu durum?

 

Referandumda evet çıkması, hele bunun nispeten yüksek bir oranda olması –ki benim beklentim budur- Kürt yönetiminin elini güçlendirir. Bu durumda hem Güney Kürdistan’ın komşularının ve bizzat Bağdat yönetiminin söyleyecek sözü kalmaz. Uluslararası planda da durum Kürtlerden yana değişir. Ama bağımsızlık ilanı hemen mi olur, yoksa kısa ya da uzun bir sürece mi yayılır, şimdiden kestirmek mümkün değil; bu koşullara bağlı. Ben referandum sonrası, bağımsızlık ilanının nispeten kısa bir zaman diliminde gerçekleşeceğini düşünüyorum.

 

Bir yandan da sınırlar meselesi, petrol ve su meselesi, Kerkük meselesi var. Sınırların kapatılması mümkün müdür? Olası bir durumda Kürtler ne yapacaktır?

 

Kerkük ve diğer ihtilaflı bölgeler için önce normalleşmeyi sağlayarak (zorla göçertilen Kürtlerin yerlerine dönmesini sağlamak, buraya yerleştirilen Arapları eski yerlerine göndermek gibi) 2007 sonuna kadar halkoyuna başvurmak hem 2004 Geçici Anayasası’nın 58. Maddesinin, hem de 2005’te benimsenen daimi Anayasa’nın 140. Maddesinin bir gereği idi. Bağdat hükümeti buna uymadı. Şimdi referandumla bu anayasa hükmü de hayata geçiyor. Böylece bağımsız devletin sınırlarını bu referandum belirleyecek. Petrol ve suya gelince zaten Güney Kürdistan hem petrol hem su kaynakları bakımından zengindir. Her halk gibi Kürt halkının da kendi doğal kaynaklarına sahip olması, onları işletmesi Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin de gereği olarak onun hakkıdır. Elbet sular zaten güneye, Arabistan’a doğru akıp gidiyor ve Arap coğrafyası da bu sudan yararlanmayı sürdürür. Arada barışçı ilişkiler oldukça bu iş iki tarafın yararına bir düzene bağlanabilir. 

 

Bir kesim bağımsızlığın ilan edilmeyeceğini bunun sadece masada Bağdat’a karşı bir kart olarak kullanılacağını söylüyor…

 

Ben bu yoruma katılmıyorum. Güney Kürdistan yönetimi bu konuda kararlı görünüyor. Bağdat’la sorunlar çözülseydi, zaten federal sistem işler ve buna gerek kalmazdı. Ama yukarda da belirttiğim gibi bu sorunlar çözülmedi ve öyle yakın zamanda da çözülecek cinsten değil.

 

Qebeklerin, Katalanların da bağımsızlık talepleri var. Ancak Kürtlerin bağımsızlık taleplerine daha sert tepkiler verildi… Sizce neden?

 

Bilindiği gibi Qebek bölgesi Kanada sınırları içinde Fransızca konuşan otonom bir bölge ve orada bağımsızlık yanlısı bir kesim var. Geçtiğimiz yıllarda iki kez referandum yapıldı; ama Qebek halkı birlikte yaşamayı sürdürmeyi seçti. İskoçya’da da aynı durum yaşandı. Çünkü Kanada ve Büyük Britanya demokratik ülkeler. Qebek ve İskoçya eğer bağımsızlığı seçselerdi bu sorun olmayacaktı, kavga-dövüş çıkmayacaktı. Ortadoğu ülkeleri ise ne yazık ki böyle değiller. Hem çağdaş bir demokrasiyi ve temel insan haklarını kendi yurttaşlarına ve sınırları içinde tuttukları halklara sağlayamıyorlar; hem de bağımsızlık eğilimlerine, hatta otonomi, federasyon gibi bir arada barışçı biçimde yaşama biçimlerine, yani eşitliğe karşı çıkıyorlar. Umarız ki zaman onları da değiştirir…

 

“DBP’nin ulusal devlete karşı olma gerekçeleri yanlış”

DBP geçtiğimiz hafta referanduma ilişkin “Referandumu Kürtlerin özgürlük ve statü talebini küçük bir ulus devletçik ile boğma çabası olarak görüyoruz” dedi. Ardından ulusal kongrenin toplanması gerektiğini söyledi. Referandum ulusal kongrenin toplanmasının yolunu açar mı?

 

Bağımsızlık için referandumun ulusal kongre meselesiyle bir ilgisi yok. DBP’nin ulusal devlete karşı olma gerekçeleri de yanlış, bağımsızlık referandumuna karşı çıkma gerekçeleri de.  Tüm bunlar bir bahane. Bu kesimin Kürtler için önerdiği dişe dokunur bir statü yok. Yalnız bağımsızlığa değil, federasyona ve otonomiye de karşılar. Bunu yıllardır söyleyip duruyorlar. Bu nedenle ulusal devlet vb. konularda komik şeyler ileri sürüyorlar; bunun Kürt halkının haklı talepleri ile hiçbir ilgisi yok. Bunlar İmralı’da MİT eliyle pişirilen ve Kürt halkına yutturulmak istenen şeyler. Kürt halkına herhangi bir hak tanımayan İran, Suriye gibi rejimlerin ve Bağdat’ın da istediği tam budur. DBP ve PKK’nın yaptığı başkaları için bir taşeronluk hizmeti.

Ulusal kongre olayı tüm Kürtleri ilgilendiren ayrı bir konudur. Şemdi toplanma koşulları var mı yok mu, ya da ne zaman oluşur, bu ayrı bir mesele. PKK kesimi bu konuda da hiç samimi değil. Onların geçmişten bu yana ulusal kongre ile istedikleri Kürt ulusal hareketinin bütününe hizmet edecek bir ulusal kurum oluşturmak değil, Kürt ulusal hareketi üzerinde tekel kurmak.

 

Öcalan’ın kardeşi, herkesin bağımsızlığı desteklemesi gerektiğini söyledi. Duran Kalkan referandumu propaganda olarak gördüğünü ifade etti. HDP’nin bir kanadı ise referandumu desteklediğini yüksek sesle dile getirdi. Bu tarafta neden ortak bir tutum yok sizce?

 

PKK’li Duran Kalkan’ın böyle demesi, referanduma karşı çıkması son derece doğal. Başka türlü davransa şaşardım. Çünkü o -hep söylerim- hem Kürt değil hem de Kürt dostu değil; geçmişten miras kalmış Ergenekon’un bir adamı. İşin garibi dokunulmaz da! Kandil’e postu sermiş, keyfi yerinde ve her türden efendisine hizmet sunuyor. Ne demeli, böylelerine inananlar ve arkalarından gidenler utansınlar, ya da Allah bunlara akıl versin!

Öcalan’ın kardeşinin ve HDP’nin veya onun bir kesiminin referandumu desteklemeleri elbette olumludur. İşler o dereceye vardı ki PKK ve legal uzantılarının saflarında bazı çatlaklar oluşması şaşırtıcı değil. Çünkü uzun yıllar onlara destek veren taban kopmakta, kitleler PKK’nın izlediği politikaların ne derece Kürt halkının çıkarlarına karşıt olduğunu artık görmekte. Ünlü bir söz var: “Bir halkın tamamını bir dönem için aldatabilirsiniz, bir halkın bir bölümünü her zaman aldatabilirsiniz; ama bir halkın tamamını her zaman aldatamazsınız.” İşte Kürt halkı için durum budur. Bu baylar halkımızın önemli bir bölümünü bir dönem aldatmayı başardılar, hâlâ da bir bölümünü aldatmayı sürdürüyorlar; ama yolun sonuna da gelindi.

 

“Baskıyla, çatışmayla barış gelmez”

Türkiye’de bağımsız Kürdistan fikriyle yola çıkanlar bugün özyönetim ve mahalle yönetimini talep eder oldu. Son 2 yıldır Kürt kentlerinde yaşananları nasıl okumak gerekiyor?

 

Evet, bu arkadaşlar ilk çıktıklarında bağımsız, birleşik Kürdistan diyorlar ve otonomi, federasyon gibi istemleri bile ihanet sayıyorlardı. Zamanla 180 derece değiştiler, maksimalden minimale indiler. Şimdi Kürt halkı için hiçbir şey istemiyor ve bunun teori ve pratiğini yapıyorlar…

Ama doğal olarak insanlar soruyorlar: Hiçbir şey istemiyorsanız bu savaş niye? Neden dağa çıktınız, 50 bin gencimizin ölümüne, Kürdistan’ın 4000 köyünün yakılıp yıkılmasına, Kürt halkının ezilmesine ve sürgününe yol açtınız? Hadi diyelim o zaman iddialarınız büyüktü, ya son yıllarda, yani tüm iddialarınızı terk ettikten ve artık Kürtler için bir şey istemez olduktan sonra? O hendek savaşları neyin nesiydi? Neden yıllarca size bunca destek veren, fedakârlık yapan yurtseverliğiyle ünlü Sur, Nusaybin, Cizre, Şırnak, Yüksekova gibi kent ve kasabaların yerle bir edilmesine, yeniden binlerce gencin ölümüne ve yüz binlerin sürgününe yol açtınız?

Evet, her şey ortada, görünen köy kılavuz istemez.

 

Bir taraf bağımsızlığa gidiyor. Peki ya Türkiye’deki Kürtler… Onları ne bekliyor sizce?

 

Her ülkenin koşulları farklıdır ve Kürt sorunu bakımından da farklı çözümler mümkündür. Biz Türkiye bakımından federal biçimde eşitlikçi bir çözümün mümkün ve her iki halkın yararına olduğunu yıllardır söylüyoruz.

Özal döneminde ilk kez, silahlar susturularak, diyalog yoluyla bir çözümün yolları arandı, ne yazık ki sürdürülemedi. AK Parti döneminde bir kez daha silahlar susturuldu ve barışçı çözüm girişiminde bulunuldu. Bu da ne yazık ki sürdürülemedi. Her iki yanda da savaşa koşullanmış ve çözüm istemeyen güçler vardı. Yine de Türkiye bakımından başka bir çözüm yolu yok; baskıyla, çatışmayla bu sorun çözülmez ve ülkeye barış gelmez. Yine diyalog, demokrasi ve eşitlik temelinde barışçı çözüm; her iki halkın yararına olan budur.

Ben, İran ve Suriye bakımından da Kürt sorununun çözümünün böyle mümkün olacağı kanısındayım. Bunu başaran ülke barışa kavuşur ve demokratikleşir. Suriye için böyle bir ihtimal yakın; eğer barış sağlanırsa yeni Suriye’nin statüsü büyük ihtimalle federal olacaktır.

 

Bas Gazetesi

 

--------------------------------------------------------

(*) 19-9 2017 tarihli Bas Gazetesinde yayınlandı

Bu Makele2518 Kez Okunmuştur