KIZILBAŞ KÜRDÜN SIRTINDAKİ 10 / UR VE GERÇEKLER |
Şamanizm’in ve Şovenizmin talancı ve barbar süvarilerinin coğrafyamıza geldikleri bin yıldan bu yana bölgede yaşayan yerleşik halklar ve inançlar hiçbir zaman rahat ve huzur görmemişlerdir.
Yaşadıkları topraklarından kovulmuş ve kendilerine ait hiçbir kültürel altyapısı olmayan Cengiz han’ın torunu bu kaçkınlar, misafir geldikleri ve sığındıkları Anadolu / Mezopotamya coğrafyasında yerleşik inanç ve kültürlerden feyiz alıp nasiplenmeleri gerekirken, aksine var olan inanç ve halklara barbarca saldırarak zora dayalı bir egemenliği hedeflemiş ve iktidar olmuşlardır.
Oysa işgalci bu kaçkınların öncesinde, bu toprakların ve bölge halklarının birçok medeniyete yurtluk ve ev sahipliği yaptığı bilinmektedir. Bu işgalci ve talancı anlayış bölgenin en eski halkları olan Asurî / Süryani, Keldani, Ermeni, Rum halklarına tarihte misaline rastlanmamış zulüm ve zorbalıklar uygulayarak ya tümden katletmiş ya da bu halkları anavatanları olan bu coğrafyayı terk etmek zorunda bırakmışlardır.
Gıdasını Şamanizm’den ve Şovenizm’den alan ırkçı ve yayılmacı bu anlayış, birinci paylaşım savaşında ittifaklarıyla birlikte büyük bir yenilgiyi yaşadıktan sonra, Anadolu’da Osmanlı’nın bakiyesiyle kurulmuş olan T.C. Devletinde de aynı zihniyeti terk etmeden, ittihat terakkici ve aynı zamanda Alevi Bektaşici bir anlayışla, bölgede kalan başta Kürtler olmak üzere diğer halklara ve inançlara saldırılarını devam ettirmişlerdir.
Özcesi İslam’a, kadim inançlara ve bölge halklarının varlığına düşman olan bu Şamanist ve Şövenist anlayış gerçek kimliğini ittihat ve terakki anlayışında bulmuş ve hayatın pratiğine de bu dönemden itibaren uygulanmıştır.
Bölgenin yakın tarihi doğru incelendiğinde esin kaynağı Şamanizm’e dayalı Balkan Aleviliği ve ittihat terakki anlayışıyla sentezlenen C.H.P. düşüncesinin 1920’lerden başlayarak günümüze kadar saldırdığı hedef kitle aslında Kızılbaş Kürt kitlesidir. Yaygın adıyla Alevilik olarak tanımlanan bu felsefenin gerçek kaynağı doğru araştırıldığında Kürtlerin en eski inancı olan Zerdüştiliğe dayandığı çok net olarak ortaya çıkmaktadır.
Konumuzun esasını oluşturan ve Türkiye’de çokça tartışılan C.H.P Genel Başkan Yardımcısı Onursuz / Onur Öymen’in mecliste Kürt Açılımının tartışıldığı 10 Kasım 2009 tarihli kürsü konuşması ise tamamen Kızılbaş Kürt Aleviliğini hedef alan bir özellik taşımaktadır. Aslında Onursuz Öymen’in söyledikleri ittihat terakkiden bu yana statükocu devlet anlayışının süre gelen zihniyetinin bir tekrarından başka bir şeyi ifade etmemektedir.
Sorun Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana kendisini statükonun fedailiğine adamış ve onun tetikçiliğini yapan Kızılbaş Kürtlerin nasıl bir tutum takınacağıyla alakalıdır.
Gerçek, egemen medyanın yıllardır çarpıttığı gibi değil, Aksine yaşadığımız coğrafyada hiçbir zaman Bektaşi Aleviliğine karşı bir katliam veya herhangi bir haksızlığın yapılmadığıdır. Tarih doğru incelendiğinde aşağılanmanın, zulmün ve soykırımın Kızılbaş Kürtlere yönelik olduğu çok net bir biçimde görülecektir. Bunun doğru anlaşılması için Bektaşi Alevilerinin yaşadığı coğrafya ve bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullara bakmak yeterli olacaktır.
Örneğin Bektaşi Alevilerinin en yoğun yaşadığı bölgeler, Manisa, Aydın, Balıkesir, Çanakkale, Tokat, Kırşehir, Mersin, Adana ve Antalya şehir ve kasabalarıdır. Ve bu bölgede yaşayan Bektaşi Alevilere yönelik tarihte hiçbir katliam veya soykırım söz konusu değildir.
Oysa bunun tersine, Kızılbaş Kürtlerin yaşadığı başta Dersim olmak üzere Sivas, Malatya, Elazığ, Bingöl, Erzincan, K.Maraş ve ayrıca sürgün Kızılbaş Kürtlerin yaşadığı il ve kasabalar 1920 Koçgiri den başlayarak günümüze kadar onlarca katliam, sürgün, haksızlık ve zulme muhatap olmuştur.
Bu anlamda coğrafyamıza geldiklerinden günümüze kadar Şamanistlerin ve Şovenistlerin uygulamaları yerleşik halklara ve inançlara düşmanlık olarak bilinmelidir.
Sonuç olarak, 10 Kasım 2009 T.B.M.M. ‘ndeki kürsü konuşmasında Onursuz Öymen’in söyledikleri tarafımızda çok anlaşılır olduğu gibi, yine bizce anlaşılmaz olan bugüne kadar Kızılbaş Kürtlerin asıl gerçeği fark etmemiş olması ve ayrıca hala ikircikli bir tutum içerisinde statükonun yedeğinde kalmış olmalarıdır.
Geldiğimiz noktada bölgemizde halkların ve inançların kardeşçe bir arada yaşamasının olmazsa olmaz koşulu, ancak herkesin kendi kimliğini ve inancını militanca savunmasıyla mümkün olabilir.
Aksi halde bu sistem kendi bünyesinden başka milletleri ve inançları aşağılayacak yüzlerce Onursuz 10/ URLARI çıkaracaktır. Saygılarımla, 18/11/2009
M.HÜSEYİN TAYSUN
Hüseyin TAYSUN'un Eski Yazıları
Konferans Öncesi HAK-PAR ve Kürt Halkının Beklentileri
Kürt ve Türk Halklarının Eşitlikçi Barışına Evet, Teslimiyete Hayır
Seçimlere Çeyrek Kala HAKPAR
Tarih Tekerürden İbaret
Selam Olsun
|