HAK VE ÖZGÜRLÜKLER PARTİSİ GENEL BAŞKANI BARYAM BOZYEL'İN KONUŞMASI
Sayın Divan,
Değerli konuklar,
Çok kıymetli basın mensupları,
Sevgili mücadele arkadaşlarım,
Hak ve Özgürlükler Partisi 3. Olağan Kongresi’ne hoş geldiniz.
Hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Partimizi kuruluşundan bugünlere taşıyan, ona emek veren, destek sunan bütün arkadaşlara, burada, bu kongre vesilesi ile teşekkür etmeyi bir borç sayıyorum.
Halkımızın özgürlük ve demokrasi mücadelesi bakımından mevcut bütün kazanım ve değerleri borçlu olduğumuz bütün yiğit kadın ve erkekleri saygı ve minnet duygusu ile anmayı bir ahlaki görev sayıyorum.
Kongremizin daha şimdiden partimize, halkımıza ve bütün özgürlük ve demokrasi güçlerine hayırlı ve uğurlu olmasını yürekten diliyorum.
Zorlu bir tarihten geliyoruz
Değerli arkadaşlarım,
Kongremizi gerçekleştirdiğimiz şu günlerde, Türkiye, bir kez daha Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklı ciddi bir gerilim atmosferi altındadır.
Ülkemizin dağlarında her gün birkaç insan hayatını kaybediyor. Can kayıplarıyla sonuçlanan bombalı olaylar nerdeyse sıradanlaştı. Ölen genç çocuklarımızın yakınlarının yürekleri kan ağlıyor. Uçaklar içeriye ve sınır ötesine bombalar yağdırıyor. Türkiye’nin batı kentlerinde Kürtlere karşı linç kampanyaları düzenleniyor.
Şovenizm hortlatılıyor, halklarımız arasına yeni nifak tohumları ekiliyor.
Türkiye’deki otoriter ve militarist güçler, daha ileri düzeydeki kötü niyetlerini gerçekleştirmek için bütün bu olumsuz gelişmeleri fırsat olarak değerlendiriyor.
Sınır ötesi operasyona olanak veren tezkere süresinin bir yıl daha uzatılması, söz konusu kötü niyetin somut örneğidir. Türkiye, tezkere süresini uzatma gerekçesi olarak PKK saldırılarını gösterse bile, herkes biliyor ki, bundan amaç Irakta Kürtlerin elde ettiği özgürlük ortamını bozmak, Kürdistan Federal Bölgesi’ni istikrarsızlaştırmaktır. Bir diğer amaç ise Irak’ın yeniden yapılanma sürecini baltalamaktır. Ve en önemlisi de Kerkük’ün statüsünün Kürtlerin istemleri doğrultusunda belirlenmesini engellemektir.
Öte yandan yeniden OHAL çağrılarında bulunulmakta, AB sürecinde yapılan kimi yasal düzenlemelerden vazgeçilmesi için girişimler yapılmaktadır. Rejimin kirli hesaplarını teşhir eden basına ve cesur kalemlere karşı tehdit ve sansür uygulamaları devreye sokuluyor. Yeni baskı, işkence ve gözaltı dalgaları için yasal ve psikolojik ortam hazırlığı söz konusu. Eski statüsünü kaybetme tehlikesi karşısında, militarizm, manipülasyon ve psikolojik hareketlerle eski pozisyonunu ve üstünlüğünü korumaya çalışırken, diğer yandan da toplum, yeniden biçimlendirme operasyonlarına tabi tutuluyor.
Oysa bunlardan hiçbirisi geçmişte denenmemiş şeyler değil.
Çünkü, geçen dönemde, Kürt halkının özgürlük ve eşitlik taleplerini bastırmak için başvurulmayan hiçbir yol ve yöntem bırakılmadı. Sadece 1980 yılından sonra ve 1990’lı yıllarda yapılanları hatırlamak, halkımıza karşı yapılan insanlık ve ahlak dışı uygulamaların boyutunu anlamak için yeterlidir.
Bu konudaki esas tarihi yanılgının, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kürt halkına yokluk statüsünün dayatılmasıyla başladığını biliyoruz
Galiplerin yok saymasıyla yok olmayan, tersine özgürlük için ayağa kalkan Kürt halkına karşı, zorbalık ve kırıma varan uygulamalara başvuruldu.
O tutmayınca, bu kez, Kürt halkını var eden değerlere, onun dil, kültür ve tarihine karşı saldırıya geçildi.
Asimilasyon politikası, fiziki yöntemlerle yok edilemeyen halkımızı psikolojik, kültürel ve kişilik bakımından yok etmek için geliştirilmiş modern jenosidin kendisiydi aslında.
O da yetmeyince Kürt halkı yerinden sürülmüş, zorla göçertilmiş ve yaşadığı coğrafyaya başka etnik unsurlar taşınarak nüfus bütünlüğü parçalanmak istenmiştir.
Bütün bu tedbirler Kürt halkının hak arayışlarını ve ulusal duruşunu ortadan kaldırmayınca, Kürtlerin düzen ile entegrasyonu girişimlerine başvurulmuştur.
Aralarına kimi zaman nifak sokularak Kürtler birbirlerine kırdırılmak istenmiş, kimi zaman da Kürt hareketi siyasal düzeyde manipüle edilerek tecrit yoluna gidilmiştir.
İkinci Dünya Savaşı’nda sonra, faşizm belası def edilip demokrasilerin büyük başarılar kazandığı bir dönemde, Kürt halkının haklı davası bu kez soğuk savaş döneminin kirli hesaplarına feda edilmiştir.
Kürt halkına reva görülen bu zulmün, aynı zamanda insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğuna kuşku yoktur. Şu bir gerçek ki, Kürt halkının tabi tutulduğu hukuksuzluğa karşı sessiz kalanlar, faillerin kendisi kadar sorumlu ve işlenen suçun ortağıdırlar.
Peki, ama bütün bu olup bitenlere rağmen ne oldu?
Kürt halkının ulusal bilinç ve kültürü ortadan kaldırılabildi mi? Bir yüz yıl boyunca başvurulan akıl almaz yöntemlere rağmen Kürt halkının özgürlük isteği ve iradesi yok edilebildi mi?
Bütün bu soruların cevabı ortadadır.
Kürt halkı bugün de vardır ve ayaktadır. Onun ulusal bilinci daha gelişkin, özgürlük isteği ve mücadele azmi eskiye oranla daha da diridir.
Kürt halkı, bu dünyadaki her halk gibi, kendi ülkesinde özgür, onurlu ve güvenlik içinde yaşamak istiyor.
Bu meşru ve haklı bir taleptir.
Kürt halkının özgürlük talebi, onun ulus olmaktan kaynaklanan doğal hakkıdır.
Bu hak aynı zamanda insanlığın sayısız deneyleriyle şekillenmiş bütün temel uluslar arası anlaşma ve sözleşmelerin ruhunda mevcuttur.
Peki, bir halkın böylesine tarihsel ve meşru bir talebini baskı ve zorbalıkla bastırmak ve yok etmek mümkün olabilir mi? Daha fazla baskı ret ve inkarın, daha çok acıya, hukuksuzluğa, kirliliğe, ahlaksızlığa, sıkıntı ve travmalara yol açacağından kuşku duyulabilir mi?
Türkiye’nin bugünlerde yaşadığı tam da budur.
Türkiye’nin yüzyılı aşkın bir süredir Kürt sorununda izlediği inkar ve baskı politikasında geldiği tam bir tıkanma noktasıdır. Denilebilir ki resmi politika bakımından deniz tükenmiştir.
Bundan bir adım ötesi ise felaket ve bilinmezliktir.
Türk halkı bakımından durum farklı değil
Peki, sevgili arkadaşlarım, Kürt halkının durumu böyle iken Türk halkının ki çok mu farklı?
Çünkü başka bir halka kölelik statüsünü reva görenler, kölelik zincirinin bir ucunun kendi boyunlarında olacağını unutmamalıdırlar.
Çünkü ‘başka bir ulusu ezen bir ulus özgür olamaz’
Sayısız toplumsal deneyden süzülüp gelen bu tarihi gerçek, bugün Kürt halkını boyunduruk altında tutanlar bakımından da bütün çıplaklığıyla ortadadır.
Dünden bugüne Kürt halkına karşı baskı ve inkâr politikalarında ısrar edenler, kendi halklarına, emekçileri ve yoksullarına reva gördükleri yaşam hiç de iç açıcı değil.
Türkiye’de zaten kör köktük olan demokrasi sürekli yediği darbelerle kan kaybetti.
Rejimin otoriter yapısı artarak güçlendi, militarizm hayatın her alanına nüfuz etmeye başladı. Toplum şovenizm ve ırkçılıkla zehirlendi. Ülkenin ekonomik kaynakları toplumsal kalkınma yerine savaşa aktarıldı. Hukukun üstünlüğü yerini zorbaların üstünlüğüne bıraktı. Susurluk ve Şemdinli ile başlayıp Ergenekon ile açığa çıkan gelişmeler dizisi, rejimin ne denli çürüyüp çeteleştiğinin somut örnekleridir.
Eğer bugün Türkiye demokrasi alanında üçüncü sınıf bir dünya ülkesi ise, güçlü ekonomik kaynaklarına karşın insani gelişmişlik bakımından dünyada 84üncü sıradaysa, insan hakları ihlalleri sicili son derece kirliyse, onca gelişmeye karşın hala 12 Eylül faşist rejiminin anayasası ile yönetiliyor ise, ülkede yoksulluk, işsizlik, ekonomik alandaki gerilik, sosyal çözülme, ahlaki bozulma diz boyu ise; bunun nedeni Kürt halkına yapılan haksızlığın kefaretidir.
Bugün, Türk halkının büyük kesiminin, namuslu ve onurlu aydınların, ilerici, değişimci politikacılar ile düzen karşıtlarının mevcut rejim adına gurur duyacağı hiç bir şey yoktur. Tersine bu rejim onlara çokça çektirmiştir ve hala da çektirmektedir.
Özetle, Türk halkı da, Kürt halkına karşı işleyen baskı ve çağdışı rejimden kendi payını fazlasıyla almaktadır.
Bu durum Kürt halkının özgürlüğü ile Türk halkının demokrasi mücadelesi arasındaki yaşamsal bağı göstermesi bakımından son derece önemlidir.
Çünkü halklarımıza bunca zulmü uygulayan aynı rejimdir
Sevgili arkadaşlarım,
Peki, halkımızın içinde bulunduğu bu kötü durum sonsuza kadar böyle sürüp gidebilir mi?
Kesinlikle hayır.
Çünkü dünya değişiyor
Geçen yüzyılda halkımızı ulusal demokratik haklarından yoksun bırakan dünya düzeni, artık yok. Soğuk savaş büyük ölçüde geride kaldı. Uluslararası ilişkilerde gerilim, yerini büyük ölçüde yumuşama ve karşılıklı diyalog anlayışına bıraktı. Eski dünyanın başat karakteri olan otoriter yönetimler, yerlerini demokrasilere terk etmeye zorlanıyor. Dünyada mal, hizmet ve bilgi akışı sınır tanımıyor.
Özetle küreselleşme denilen çok boyutlu bir süreç yaşanıyor.
Dünyalı her halk gibi, Kürt halkının da bu gelişmeden etkilenmemesi düşünülemez.
Öte yandan bütün toplumsal süreçler gibi, küreselleşme olgusu da yekpare değil. Bu sürecin hem olumsuz yanları var, hem de olumlu olanları...
Küreselleşme sürecinin daha çok güçlü ülkelerin lehine işlediği açık. Bu nedenle gelişmişler ile az gelişmiş ülkeler arasındaki uçurum derinleşiyor. Benzer bir uçurum dünyamızın kuzeyi ile güneyi, doğusu ile batısı arasında da yaşanıyor. Tek tek ülkeler bakımından toplumsal gelir eşitsizliğinde ciddi bir artış söz konusu.
Güç odakları ve çıkar gruplarının bencil ve sınır tanımaz kar hırsı ve obur sanayileşme çevreyi kirletiyor, yaşam kaynaklarını ve bioatmosferi tüketiyor. Silahlanma yarışı, ırk ayırımı, yabancı düşmanlığı, açlık, yoksulluk, salgın hastalıklar, kadınlara ve çocuklara karşı ayırımcı politikalar, köktendinci eğilimler dünyamızı tehdit eden sorunlar arasında.
Bu durumda, küreselleşmenin yol açtığı ağır sorun ve tehlikelere karşı, çözüm arayışlarının küresel ölçekli olması kaçınılmazdır.
Öte yandan yeni dönemde ulusal ve bölgesel sorunlar küresel boyutlar kazanmakta. İnsan hakları ve demokrasi alanındaki sorunlar insanlığın ortak ilgi alanlarına dönüşüyor. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde ifadesini bulan temel hak ve özgürlükler son yarım yüzyılda önemli gelişmeler kazanarak derinlik ve meşruiyet kazandı.
Bir yönetim biçimi olarak demokrasi, geçmişe oranla daha da kök salmış, onun etkinlik alanı artmış, meşruiyeti güçlenmiştir.
Diğer bir gelişme ise, geçen yüzyılın başında kurulup ikinci savaştan sonra pekişen eski dünya düzeninin, siyasi haritalar ve sınırlar bakımından da çözülmeye başlamış olmasıdır.
Sovyetler Birliği’nin parçalanması ve giderek Varşova Paktı’nın dağılması bu çözülmenin başlangıcını oluşturdu.
Yuğoslavya’nın parçalanıp dağılması, Avrupa’nın eski jeopolitik dokusunu derinden değiştirdi.
Birinci Körfez Savaşı ile başlayan ve ikincisi ile devam eden ABD’nin Irak müdahalesi sonucunda Ortadoğu’daki statüko büyük bir yara aldı. Saddam rejimi devrildi ve Kürt halkının önüne yeni ufuklar açıldı.
Kafkasya’da ise son dönemde olup bitenleri biliyorsunuz.
Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığa kavuşması bundan böyle sınırlara daha çok dokunulacağını gösteriyor.
Bütün bunlar, bölgemizde ve dünyada kurulmakta olan yeni bir düzenin işaret fişekleri. Söz konusu gelişmelerin gösterdiği diğer bir şey ise, dünyanın ve bölgenin halkların ve insanlığın ortak beklentileri doğrultusunda yeniden biçimlenme ihtiyacını ortaya koymasıdır.
O halde yapılacak şey, dünyamızı daha adil, demokratik ve yaşanabilir bir hale getirmektir. Bunun için uluslar arası ilişkiler, eksiksiz demokrasi normlarını referans almalı ve daha çok insanileşmelidir. Uluslar arası belli başlı kurumlardan olan Birleşmiş Milletler Örgütü, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu gibi kurumlar, evrensel insan haklarını, halkların haklarını, kalıcı bir barış ve adaleti temel alan bir dünya konseptine göre yeniden dizayn edilmelidirler
Ortadoğu’da statüko çatırdıyor
Halkımızın önünde yeni fırsatlar yükseliyor
Sevgili arkadaşlarım,
Dünyada yaşanan sarsıntıların en derin fay hattının Ortadoğu coğrafyasında geçtiğine şüphe yoktur.
Bu bölgedeki sarsıntı ve değişim dalgasının ise birinci derecede Kürt halkını etkilemesi son derece doğal.
Bilindiği gibi, ABD’nin Birinci Körfez Savaşı’yla başlatıp ikincisiyle devam ettirdiği müdahale sürecinde, Kürt halkını kuşatan gerici çemberin bir ayağı kırılmış, Irakta Saddam rejimi devrilmiştir.
Kürt halkının daha önceki yıllarda fiilen elde ettiği özgürlük ortamı, 2004 Irak Anayasası ile federal bir statüye kavuşmuştur.
Irakta halkımızın elde ettiği özgür ve federal statü, hem halkımız açısından hem de bölge dengeleri bakımından yeni bir dönemi ifade etmektedir.
Halkımızın özgürlük yolunda kaydettiği bu mesafe, Irak’ın ve bölgenin demokratikleşmesine önemli katkılar sunarken, Kürt halkının bir bütün olarak özgürlük inancı ve umudunu artırmıştır.
Federal Kürdistan Bölgesi somutunda, Kürt halkının yüzyıllar süren özgürlük umudu gerçekliğe dönüşmüştür. Bu yepyeni ve tarihi bir durumdur.
3. Kongremiz huzurunda, halkımızın Irak’ta Federal Kürdistan ile taçlanan ulusal kazanımlarını, kardeşçe duygularla selamlıyor ve onlarla her türlü dayanışma içinde olduğumuzu belirtmek istiyorum.
Öte yandan, inancımız odur ki, Irak’taki kardeşlerimizle dayanışmanın en etkili yolu bulunduğumuz alanda güçlenip özgürlük mücadelesini büyütmekten geçer.
Ancak bu şekilde şer güçlerinin onlar üzerindeki baskısını hafifletebilir, etraflarına örülen kuşatma çemberini kırabiliriz.
Öte yandan, diğer ülkelerdeki Kürt kardeşlerimizle ilişkilerimizin eşitlik, kardeşlik, karşılıklı saygı ve dayanışma çerçevesinde ve bir süreklilik içinde yürütülmesine özel bir değer verdiğimizi belirtmek isterim.
Avrupa Birliği süreci halkımızın mücadelesini etkiliyor
Değerli arkadaşlarım,
Halkımızın mücadelesini etkileyen diğer bir gelişme ise Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecidir.
Avrupa Birliği, ekonomik bir bütünleşmenin ötesinde demokrasi, insan hakları ve azınlık hakları bakımından da tarihsel bir gelişmedir.
Avrupa Birliği aynı zamanda geçen yüzyılın kutsanan ve statükonun temel taşlarına dönüşen ulus-devlet anlayışında önemli bir değişikliğe yol açmıştır. Kıta ölçekli dev bir konfederasyona doğru yol alan Avrupa Birliği, ulus-devlet anlayışının aşınması bakımından tarihi bir dönemeçtir.
Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik süreci statükocu militarist anlayışın geriletilmesi ve Türkiye’nin demokratikleşmesi bakımından son derece önemlidir. Söz konusu sürecin aynı zamanda halkımızın mücadelesi bakımından önemli bir rahatlama sağlayacağına kuşku yoktur.
İçerdiği bütün belirsizlik, kararsızlık ve aksaklıklara rağmen Avrupa Birliğine üyelik süreci Türkiye’de militarizmin etkinliğinin kırılmasında, evrensel hukuk ilkelerinin hayata geçirilmesinde, insan haklarının etkin olarak işletilmesinde, Kopenhag Kriterleri çerçevesinde bile olsa azınlık haklarının hayat bulmasında önemli bir itici güçtür.
HAK-PAR olarak bu süreci yakından izlemeye, bu sürece halkımızın haklı taleplerini taşımaya özel bir önem verilmeliyiz
Türkiye değişmek zorunda
Çıkış yolu demokrasidedir
Değerli arkadaşlarım,
Dünyada ve bölgede böylesine kapsamlı bir değişim süreci yaşanırken, Türkiye, yüzyıl öncesinden kalma kapalı, otoriter ve zorba yönetim anlayışı ile daha ne kadar işleri yürütebilir?
İnancımıza göre, Türkiye, dünyada, Avrupa’da ve bölgede yaşanan bu değişim sürecine karşı daha fazla direnemez. Dünden bugüne hüküm süren statükocu ve militarist anlayışın yaşam alanı daralıyor. Kürt sorununda izlenen baskı ve inkar politikasının istikrarsızlaştırıcı etkisi taşınacak türden değil. Söz konusu istikrarsızlığın Avrupa ve dünyayı da bir biçimde etkilediğine kuşku yoktur.
Bundan böyle şoven ve militarist güçler halklarımızı daha fazla uyutamaz ve onun demokrasi taleplerini bastıramazlar. Toplum mevcut anti demokratik rejimden rahatsız, aydınlar sorguluyor, yazarlar eleştiriyor. Statüko, ülkeyi eski tarzda yönetmekte zorlanıyor. Eski ile yüzleşme, açık ve şeffaf yönetim isteği, demokrasi talepleri artan bir biçimde yükselmekte.
Özetle Türkiye değişiyor, değişecektir!
Öte yandan otoriter ve militarist bir anlayışla Türkiye’nin değişen dünya ile uyum sağlaması ve toplumun demokrasi beklentisini karşılaması mümkün değil.
Türkiye, kendini dünyada ve bölgede yaşanan değişim sürecine uyarlamak, toplumun demokrasi ve değişim taleplerini karşılamak zorunda. Bu açıdan tek çıkış yolu, Türkiye’nin, kendi toplumsal, tarihsel ve etnik gerçeklerine uygun olarak yeniden yapılanmasıdır.
Bu ise kapsamlı bir demokrasi sorunudur.
Demokrasi mücadelesi ise Türk halkı gibi Kürt halkı için de yaşamsal önemdedir. Halkımızın özgürlük mücadelesi ile Türkiye’nin demokratikleşmesi arasındaki yaşamsal bağın farkındayız. Türkiye’nin demokratikleşme süreci Kürt sorununun çözümü için elverişli bir iklim oluştururken, halkımızın özgürlük mücadelesi de demokrasi mücadelesine güç katmaktadır.
Bu nedenle statükoya, şovenizme ve militarist anlayışa karşı Türkiye’nin değişim ve demokrasi güçleriyle ortak ve güçlü bir mücadele perspektifi partimiz açısından önem taşımaktadır.
Kürt hareketinde yeni bir dönem başlıyor
Dünyada ve bölgede yaşanan hızlı değişim ve demokratikleşme süreci Kürt hareketini derinden etkileme potansiyeline sahip.
Halkımız bakımından zorlu ve acı dönem esas olarak geride kaldı.
Bundan böyle de sıkıntı ve zorluklarla karşılaşacak olmamız, fırsatlarla dolu yeni bir sürecin başladığı gerçeğini ortadan kaldırmıyor.
Kürt halkını yok sayan bölgesel statüko çatırdıyor. Irak sınırları içindeki halkımız özgür bir statüye sahip. Dünyadaki değişim ve Avrupa Birliği süreci Türkiye’yi değişime zorlamakta. Türk halkı değişim istemekte.
Benzer bir değişim Kürt toplumunda da yaşanıyor.
Gelinen aşamada halkımız geçmişe göre daha da bilinçlidir. Kürt halkının özgürlük davası dünyanın önemli gündem maddelerinden birisidir artık.
Öte yandan, Kürt hareketinde şiddete dayalı mücadeleyi besleyen iklim geride kalıyor. Halkımız ve onun yurtsever güçleri otoriter, tekçi ve hizipçi anlayışları sorguluyor. Kürt hareketinde sivil, demokratik, barışçı, çoğulcu, dünya ile barışık bir anlayışın gelişmesi için elverişli bir ortam var. Halkımızın mücadele saflarında ulusal demokratik, yurtsever ve birlik çizgisi güçleniyor.
Böyle bir tablo içinde, yaşadığı onca sıkıntı ve yetersizliklere rağmen partimize olan toplumsal beklentinin artmış olması son dere doğaldır.
O halde yapılacak şey, söz konusu süreci derinleştirmek, halkımız bakımından daha verimli ve etkin bir biçimde işletmektir.
Kürt ulusal demokratik güçlerin birliği ve bizi bekleyen görevler
Görevlerimizden bir diğeri ise Kürt halkının bütün değişim potansiyelini özgürlük mücadelesi doğrultusunda harekete geçirmektir. Bunun için tek bir kürdü dışlama, aşağılama, hor görme lüksümüz yok. Kürt halkının ve onun bütün sosyal, siyasal, düşünsel gruplarının özgürlük davasına katılması için azami çaba sarf etmeli, Kürt toplumunda birlik, dayanışma ve hoşgörü kültürünün geliştirilmesini, Kürtler arası ilişkilerde ulusal demokratik yaklaşımı ön planda tutmayı son derece önemsemeliyiz.
Bu kongre vesilesi ile bütün Kürt kesimlerine kardeşlik elimizi uzatıyoruz.
—PKK’nın ulusal demokratik değerlerle buluşması, Kürt halkına zarar veren şiddet yöntemlerinden vazgeçmesi için yapıcı ve yol gösterici olmaya, bu amaçla her türlü katkıyı sunmaya hazırız.
—Silahların kalıcı bir biçimde susması ve kapsamlı bir af için bütün olanak ve ilişkilerimizi seferber edeceğiz.
—Yasal faaliyet hakkından yoksun bütün Kürt parti ve kurumların demokratik sürece katılımları için üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz.
—Zorla silahlandırılan insanlarımızın, silahları bırakmaları ve yurtsever güçlerle barışmaları için çağrı ve çabalarımız devam edecektir.
—Düzen partilerine umut bağlamış ve onlara bir şekilde kan ve destek veren Kürt politikacı, aydın ve şahsiyetleri kendi durumlarını yeniden gözden geçirmeye çağırıyoruz. Mevcut durumun yaratıcısı ve sürdürücüsü partilere destek vererek şikâyet ettiğimiz bu tabloyu değiştiremeyiz.
—Partimiz dışındaki -gücü ne olursa olsun- bütün şahsiyet, yapı ve kurumlarla en geniş ve kapsamlı iş ve güç birliğinden yanayız. Kürt ulusal demokratik güçlerin birlik çabalarına stratejik bir değer biçiyoruz.
—Öte yandan bölgede had sayfa ulaşan yoksulluğun hafifletilmesi, toplumsal çözülmenin önüne geçilmesi, geçen dönemde ekonomik olarak mağdur olan insanlarımızın zararlarının telafi edilmesi için özel bir çaba sarf edeceğimizi belirtmek isterim.
Öte yandan Kürt ve Türk toplumu bakımından öncelik oluşturan acil talepler için ciddi ve yoğun bir program uygulamak zorundayız. Toplumsal ve siyasal durumun normalleşmesi için bu son derece önemlidir.
—Düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü önündeki bütün engeller kaldırılmalı,
—Yasal mevzuat bu yöndeki anti demokratik unsurlardan arındırılmalı,
—Ordu demokratik ülkelerdeki konumuna çekilmeli,
—Kürt dili resmi dil olarak kabul edilmeli, Kürtçenin basın, yayın, eğitim ve hayatın her alanında serbestçe kullanılması için zemin hazırlanmalı.
—Kürt ve Kürtçe isimle partilerin faaliyet göstermesine yol açılmalı.
Özetle demokrasi evrensel ölçülerde işletilmeli, seçim ve partiler yasası Kürtlerin temsilini gözeten bir tarzda yeniden düzenlenmeli. Türkiye geçmişiyle yüzleşme cesaretini gösterebilmelidir.
Bunun için,
Hükümetin AB sürecine daha çok yoğunlaşarak reform çabalarını hızlandırması,
Rafa kaldırılan yeni anayasa tartışmalarını tekrar güncelleştirilmesi,
Kürdistan Bölge Hükümeti ile diyalogun geliştirmesi için inisiyatif geliştireceğiz.
Önümüzdeki dönemde Türkiye siyasetinin normalleşmesi, demokratik ve barışçıl çözüm arayışlarının güçlenmesi için daha aktif ve atak bir tutum içinde olacağımızı belirtmek isterim.
Bu konuda yapılacak ilk şey Kürt sorununa ilişkin çözüm arayışlarına daha çok netlik kazandırmak, bu alanda arzulanan yakınlaşma ve uzlaşma için gerekli zemin ve atmosferi oluşturmaktır.
Partimizin Kürt sorununun çözümüne ilişkin geliştirdiği federasyon tezi, bu açıdan son derece önemlidir.
Bu amaçla, önümüzdeki süreçte federasyon tezini daha somut ve anlaşılır hale getirmek için özel bir program uygulayacağız.
Önümüzdeki dönemde yapılması gereken diğer bir şey ise, federasyon çözüm önerimizin Türkiye kamuoyunun sağduyulu çoğunluğu bakımından daha anlaşılır ve hazmedilir hale getirmek, buna ilişkin korku ve önyargıları kırmaktır. Türkiye’deki bütün kesimlere federal çözüm modelinin parçalamak yerine birliği sağlayan, çok uluslu ülkeler bakımından bir arada yaşamayı garantileyen derinlikli, katılımcı, çoğulcu, demokratik bir sistem olduğunu ısrarla anlatmalı ve kavratmalıyız.
Biz Kürt tarafı olarak bir çıta belirlemiş durumdayız. Bundan sonra yapılması gereken şey, Kürt sorunu ile ilgili iç ve dış bütün tarafları, kendi tutumlarını ortaya koymaları ve kendi cephelerinden çözüm arayışına netlik kazandırmaları için teşvik etmek ve cesaretlendirmektir.
Parti olarak federasyon çözüm önerisini savunmamız, başka çözüm önerilerini dinlemeye ve tartışmaya kapalı olduğumuz anlamına gelmez. Demokratik ve özgür bir tartışma ve etkileşim ortamı yaratıldığında halklarımızın en gerçekçi, makul ve adilane çıkış yolunu bulacaklarına güvenimiz tamdır.
Son tahlilde Türkiye’de yeni bir toplumsal sözleşmeye, yeni bir kuruluş anlaşmasına ihtiyaç var. Bu, kardeşliği, eşitliği; karşılıklı kabullenmeye dayalı katılımcı, çoğulcu bir demokrasiyi ortak payda kabul eden bir anlaşma olmalıdır.
Bu ise son tahlilde Kürt ve Türk halklarının hak eşitliğini esas alan yeni ve demokratik bir anayasa sorunudur.
HAK-PAR’ın örgütlenme ve kurumsallaşma çabalarına hız verilecek
HAK-PAR’ın beslendiği köklü bir mücadele geleneği, saflarında, ciddi bir siyasi ve entelektüel birikime sahip kadrolar var.
Partimize dönük ilgi ve beklenti, bugün, geçmişe kıyasla çok ileri bir düzeydedir. Bu ilgi ve beklentinin artarak süreceğine kuşku yoktur.
Bu durumda yapılacak şey partimizi örgütsel ve kurumsal olarak bu arayışı kucaklayacak ve karşılayacak hale getirmektir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde örgütlenme çalışmalarına hız verilmeli, partinin örgütlülük yapısı nicel ve nitel açıdan güçlendirilmelidir. Halkımızın geniş kesimlerini, gençliği, kadınları parti saflarına kazandırmak için özel bir efor sarf edilmelidir. Partinin kurumsal kimliğinin güçlendirilmesi ve derinleştirilmesi için bir plan dahilinde çalışma yürütülmelidir.
Parti kadrolarını birbirlerine daha çok kenetleyecek ortak değerlerin, bağların oluşturulmasına ve giderek ortak bir kültürün geliştirilmesine öncelik verilecektir.
HAK-PAR yeni değerlerle yeniden yapılanacak
Değerli dostlar,
—Hak ve Özgürlükler Partisi' geleceğin demokratik ve özgürlükçü değerlerin partisidir.
—HAK-PAR, yaşamın ve mücadelenin her alanında ilkeli duruştan, onurlu ve kişilikli normların rehberliğinden yana olacak. Duruşumuzu devrimci ve demokratik değerler belirleyecek
—HAK-PAR olarak böyle bir duruşla siyasete, özel olarak da Kürt siyasetine belli bir netlik, seviye ve nitelik; halkımızın özgürlük mücadelesine yeni bir ruh, içerik ve derinlik kazandırma iddiasındayız
—Ahlak ve erdemi siyasete geri getireceğiz. Ahlak ve erdemden yoksun bir siyaset ve mücadele tarzıyla ne özgürlüğü ve demokrasiyi kurabilir, ne de barış ve adaleti tesis edebiliriz.
—Mücadele saflarında idealizmi, kardeşlik anlayışını, dayanışma ruhunu inşa edeceğiz.
—İddiamız, HAK-PAR’ı Kürt ulusal demokratik hareketin merkezi odağı ve adresi haline getirmektir. Bu konuda kararlıyız.
—HAK-PAR’ı ulusal demokratik bir parti olarak tanımlıyoruz. Bunun anlamı şudur; ulusal değerlerimiz ve taleplerimiz kararlılıkla savunulacak; demokrasi, demokratik işleyiş ve değerler ödünsüz bir biçimde korunup işletilecektir.
—Partimiz Kürt halkının bütün toplumsal, sosyal ve siyasal kesimleriyle yapıcı bir diyalog ve işbirliği arayışı içinde olacaktır. Bu alanda ulusal sorumluluk duygusu esas alınacak, olabildiğince kucaklayıcı bir yaklaşım izlenecektir.
—HAK-PAR’ın çoğulcu, katılımcı, demokratik bir parti modeli olduğuna kuşku yoktur. Bunu, Ortadoğu ve Türkiye gibi söz konusu değerlerin zayıf olduğu bir coğrafya için önemli bir deney sayıyoruz.
—Partimiz, demokratik değerlerin ve kardeşlik duygusunun bugünden yeşerip kökleşmesini son derece önemsiyor.
—HAK-PAR, Kürtçenin, en başta kendi çalışma alanlarında olmak üzere hayatın her alanında ve yaygın bir biçimde kullanımı için özel bir çaba harcayacaktır.
—Önümüzdeki süreçte kitleler içinde örgütlenme çalışmaları yoğunlaştırılacak, daha aktif bir eylemlilik süreci izlenecektir.
—Koşulların gerektirdiği demokratik ve barışçıl kitle eylemlilikleri ile sivil itaatsizlik çizgisi geliştirilecektir.
—Değişimci ve yenilikçi bir parti olarak HAK-PAR, dünyada ve bölgede yaşanan ve yaşanacak olan değişim sürecini yakından izlemeye, anlamaya ve uyum kabiliyeti göstermeye çalışacaktır.
—Partimiz Kürt sorununun adil ve eşitlikçi bir çözüme kavuşturulması için, ilgili herkesle diyalog, işbirliği ve etkileşim içinde olmaya ve her türlü çözüm çabaları için kolaylaştırıcı bir misyon üstlenmeye hazırdır.
—Artık Kürt halkının bütün ulusal demokratik ve mücadeleci güçlerinin kendilerini rahat bir biçimde ifade edebilecekleri, bütün enerji ve birikimlerini sergileyebilecekleri ulusal demokratik bir parti var.
—Artık Kürt sorununda iyi niyetli ve yapıcı adımlar atmak isteyen Türk dostlarımızın muhatap olabilecekleri bir HAK-PAR var.
—Artık Kürt sorununda pozitif rol almak isteyen uluslararası demokratik güçlerin Kürt sorununda partner olarak bulabilecekleri bir HAK-PAR var.
Değerli arkadaşlar,
Kardeşlerim,
Bizler haklı bir davanın savunucularıyız.
İstediğimiz şey özgürlük ve demokrasidir.
Bu hakkımız için mücadele edeceğiz.
Ve kazanacağız.
Mutlaka kazanacağız.
Yolumuz açık olsun.
Hepinizi bir kez daha sevgi ve saygı ile selamlıyorum
26.10.2008/Ankara
|