KÜRT SORUNUNDA BARIŞÇIL VE EŞİTLİKÇİ ÇÖZÜMDEN YANAYIZ

Cumhurbaşkanı sayın Abdullah Gül’ün Kürt sorununu Türkiye’nin en önemli sorunu olarak nitelendirmesini ve çözüm için yakalanan fırsatın kaçırılmaması yönündeki uyarısını değerli buluyoruz. Cumhurbaşkanının sayın Ahmet Türk ile görüşmesi, devletin soruna ilişkin diyalog arayışını önemsediğini göstermesi bakımından, ayrıca memnuniyet vericidir. Kürt sorununun çözümü konusunda devletin değişik organları arasında belli bir mutabakatın sağlandığının belirtilmesi diğer olumlu bir gelişmedir.
Türkiye’nin, Kürt sorununda inkar ve şiddet yöntemleriyle bir yere varamayacağını yıllardır söylüyoruz. Dünyamızın geldiği noktada; içe kapalı, tekçi, otoriter ve militarist bir anlayışla işlerin yürüyemeyeceği, sorunların çözülemeyeceği apaçık ortada. Dolayısıyla ne Türkiye eski durumu daha çok sürdürebilir, ne de dünyamızın koşulları böylesi çağdışı bir siyasetin yürütülmesine daha fazla elverirdi.
Bugün Türkiye’nin geldiği nokta, bir bakıma içerde ve dışarıdaki söz konusu koşulların dayattığı bir sonuçtur.
Büyük acılı deneyimler, inanılmaz can ve mal kayıpları pahasına bile olsa, Türkiye kendine gelerek olumlu bir noktaya gelmiştir.
Ancak henüz eskinin yerine neyi koyacağına karar verememiştir. Bu açıdan çözüm bakımından henüz işin başındadır Türkiye.
Kürt sorununun nasıl bir takvim içinde, hangi kriter ve yöntemlerle ve kimlerin destek ve katkısıyla çözüleceğine ilişkin sorunlar önümüzdeki sürecin, bir başka ifade ile çözüm sürecinin karakterini belirleyecektir.
Soruna ilişkin özgün düşüncelerimizi ortaya koymadan önce, Kürt sorununun adil ve eşitlikçi çözümüyle eşzamanlı atılması gereken adımlardan, ya da bütünlüklü demokratik bir mantığın olmazsa olmaz koşullarından bir kaçının altını çizmemiz gerekir.
Militarizmden arınmak bunların başından gelmektedir. Militarizm dünden bugüne ülkenin enerjisini ve zamanını çalıp tüketmiş, geleceğini karartmıştır. Militarizmden arınmayan bir Türkiye’nin Kürt sorunu dahil hiçbir alanda yol alamayacağı apaçık ortadadır.
Devletin illegal yapı ve çetelerden arınması, bir hukuk devleti olarak kendini yeniden organize etmesi, Kürt sorununu çözmek isteyen bir Türkiye için ertelenemez bir görevdir.
Türkiye’nin bu alanda yol alması, onun kendini dünyaya ve onun kurumlarına açmasına bağlı aynı zamanda. Dışa açılan, uluslararası kurum ve değerlerle barışık, evrensel hukuk süreçlerine tabi olan bir Türkiye’nin içerdeki izolasyonist, militarist ve şoven güçlerle baş etmesi kolaylaşır.
Bugün AB perspektifinde somutlanan demokrasinin bütün kurum ve değerleriyle inşa edilmesi, AB reform sürecinin kesintisiz ve büyük bir kararlılıkla sürdürülmesi bu açıdan yaşamsaldır. Kürt sorununun önemli oranda bir demokrasi sorunu olduğu düşünüldüğünde, Türkiye bakımından demokratik olgunluğun ne anlama geldiği daha kolay anlaşılır.
Dolayısıyla Türkiye için değişim, bir çok alanda ve bütünlüklü bir biçimde yaşanacak bir süreçtir. Böyle bir sürecin yaşanması Kürt sorununun çözümü bakımından elverişli bir atmosfer anlamına gelir aynı zamanda.
Ancak olumlu bir atmosferin tek başına yetmediğini biliyoruz.
O halde Kürt sorunu nasıl çözülecek ya da mevcut şiddet ortamda çözülebilir mi?
Sorunun şiddet ve çatışmanın hüküm sürdüğü bir ortamda çözülemeyeceği ortada.
Bu nedenle iki aşamalı bir çözüme ihtiyaç olduğu kanısındayız.
Birinci aşama sürecin şiddetten arındırılması ve sorunun bütün boyutlarıyla tartışılıp çözüm önerilerinin geliştirileceği aşamadır.
Bu aşama bakımından yapılacakları şöyle özetlemek mümkün.
Hükümetin, ya da devlet de diyebiliriz, Sayın Gül’ün belirttiği tarzda sorunun önemini vurgulaması ve çözüm konusunda açık bir siyasi iradenin deklere edilmesidir.
Buna bağlı olarak Kürt sorunuyla ilgili bütün aktörlerle yoğun bir diyaloga girilmesi, çözüm sürecine katılmalarının sağlanmasıdır.
Kürtçe yayın ve eğitim konusundaki kısıtlamalar kaldırılarak, yerleşim yerlerinin Kürtçe isimleri iade edilerek çözüme giden yola önemli taşlar döşenebilir.
Böyle bir yürüyüş içinde  bir af son derece önem ve öncelik  kazanmaktadır.
İki nedenle; Birincisi çatışma sürecinin bir parçası olan PKK’ye silah bıraktırmak, savaş ve şiddet ortamına son vermek için.
İkincisi ve daha önemlisi ise siyaset yapma olanaklarından yoksun bırakılmış bütün Kürt partileri, kadroları ve şahsiyetlerinin demokratik alanda siyaset yapmalarına olanak vermek için. Bu, PKK’nin dağdaki ve cezaevlerindeki kadroları ile Avrupa’da yada başka ülkelerde yaşayan Kürtler için de geçerlidir.
Kürt sorununda şiddetin devre dışı bırakılması ve ardından Kürt hareketinin siyasal alanda tam bir ifade ve örgütlenme özgürlüğüne kavuşması, çözüm bakımından tarihi bir dönemecin aşılması anlamına gelir, ancak yine sorunun çözüldüğü anlamına gelmez.
Esas çözüm ondan sonraki süreçte yani ikinci aşamada gündeme gelecektir.
Yani Kürtlerin statüsü ne olacaktır?
Kürtler Türkiye’nin hukuk ve siyasal sisteminin neresine yerleştirilecektir?
İkinci aşama, söz konusu sorunların netliğe kavuşturulacağı bir aşama olacaktır.
Bu aşamada yeni bir anayasa konusu önümüze çıkacaktır doğal olarak. Çünkü Türkiye bakımından yeniden yapılanmaya ihtiyaç var. Türkiye, -Kürt halkının varlığının kabulü de dahil- kendini çok uluslu, çok kültürlü, çok dili ve çok mezhepli çoğulcu yapısına göre yeniden tanımlamalı ve bu konuda bir toplumsal mutabakata varmalıdır. Bu mutabakatın yeni bir anayasa dışında sağlanma şansı yok.
Kürt halkı dahil, Türkiye’nin çoğulculuğunu benimseyen bir anayasadan söz ediyoruz burada.
Bunun için bir zamana ve yol haritasına ihtiyaç olduğu açıktır.
Belirlenecek bir takvim içinde, her türlü kısıtlamadan arınmış bir biçimde, Türkiye’deki bütün toplumsal kesimlerin katılımıyla gerçekleştirilecek bir tartışma, etkileşim ve arayış sürecinden sonra, ortaya çıkacak zengin ve çok çeşitli öneri ve görüşlerden bir senteze ulaşılabilir.
Biz parti olarak, bugün savunduklarımızı böyle bir süreçte daha detaylandıracak ve görüşlerimizi bir anayasaya dayanak oluşturacak şekilde somutlaştıracağız.
Biz federal demokratik bir sistemin Türkiye’nin çoğulcu gerçekliğini karşılayacak ve onun ihtiyaçlarına cevap verecek bir sistem olduğunu düşünüyoruz. Dünyadaki benzer sayısız deneylerden doğal olarak esinleniyoruz. Kimilerinin bilerek ya da bilmeyerek öne sürdüklerinin aksine, federal sistemi bölünmeyi değil, farklılıkların eşitlik üzerine kurulu birlikteliğini güvenceye alan demokratik bir sigorta olarak görüyoruz.
Elbet başka önerilere de saygılıyız. Kürt sorunu için bütün çözüm önerilerini büyük bir ciddiyetle dinlemeye hazırız. Bu konuda herkesle etkileşmeye, herkesle konuşmaya, herkesi dinlemeye, çözüm önerileri konusunda ikna etmeye ve dilmeye hazırız.

Bayram BOZYEL'İN Önceki Yazıları

29 MART SEÇİMLERİ VE PARTİMİZİN DURUMU HAKKINDA

KÜRT SORUNUNDA YENİ BİR DÖNEM

İNKARDAN KABULE; HEWLÊR DURAĞI

 

BASINDA HAK-PAR
Genel Merkez : Sağlık 2 Sokak 56/10 KIZILAY / ANKARA Tlf: 0312 434 35 01- hakpar1@hotmail.com - hakpar@hakpar.org.tr
                            Diclekent Bulvarı Yayla Sitesi A/Blok D:2 Kayapınar / DİYARBAKIR Tlf : 0 412 237 88 94