Kürt sorununda yeni bir dönem

Kürt sorununda yeni bir dönem


BAYRAM BOZYEL* / Önce Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Tahran yolculuğu sırasında ‘Kürt Sorunu’nda iyi şeyler olacak’ şeklinde bir açıklamada bulundu. Ardından Dünya Su Forumu için İstanbul’a gelen Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, Kürt Sorunu’nun barışçıl çözümüne ilişkin önemli ipuçlarını basınla paylaştı
Önce Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Tahran yolculuğu sırasında ‘Kürt Sorunu’nda iyi şeyler olacak’ şeklinde bir açıklamada bulundu. Ardından Dünya Su Forumu için İstanbul’a gelen Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, Kürt Sorunu’nun barışçıl çözümüne ilişkin önemli ipuçlarını basınla paylaştı.

Peşi sıra gelen iki devlet başkanının açıklamaları, diğer gelişmelerle birlikte ele alındığında Kürt Sorunu’nda yeni bir dönemin başladığını söylemek mümkün.

Dünden bugüne Türkiye Cumhuriyeti (biz buna devlet diyelim) Kürt Sorunu’nda inkâr ve yok saymaya dayalı bir politika izledi.

İki dünya savaşı arası faşist ve otoriter dünya ikliminden beslenen baskı sistemi, soğuk savaş döneminin iki kutuplu dünyasında da destek bulmayı sürdürdü.

Söz konusu dönemde, devlet, izlediği terör anlayışı ile bir yandan bütün demokratik olanaklardan yoksun bıraktığı Kürtleri şiddet minderine çekerken, öte yandan Kürt tarafının silahlı eylemlerini kendi terörünü meşrulaştırmak için bütün imkânlarıyla kullandı. Ondan inanılmaz bir biçimde nemalandı.

1980 askeri darbesinden sonra PKK’nin silahlı mücadelesiyle başlayan şiddet sarmalı, devletin söz konusu manipülasyonu sonucunda hayat bulan dört başı mamur bir durumdu aslında.

Devlet, başvurduğu terör furyası ile karşı şiddeti doğuruyor, karşı şiddet üzerinden kendi terörünü yeniden üretiyordu.

Şiddet sarmalının yol açtığı yıkım bütün yaşam kaynaklarını bir şekilde etkiledi neredeyse.

TÜRKİYE BÖLÜNEBİLİRDİ


Türkiye’nin ekonomik kaynakları heder oldu, sosyal doku bozuldu, siyasal yapı kirlenmeye, sistem bir bütün olarak çürümeye başladı.

Türkiye bölünme noktasına taşındı. Kesinlikle Türkiye bölünecekti, eğer inkâr ve şiddet politikasında daha fazla ısrar edilseydi.

Evet, 2000’li yıllara gelindiğinde artık ne Türkiye daha fazla taşıyabilirdi bu şiddet sarmalını, ne de mevcut dünya durumu Türkiye’nin bölünme riskini göğüsleyebilir durumdaydı.

Gelinen durum özetle inkâr ve şiddet anlayışının çökmesinden ibarettir.

85 yıllık zaman boyunca Kürt Sorunu’nda uygulanan inkâr ve şiddet politikasıyla bir yere varmak bir yana, bu yönetim biçimi tamamen iflas etmiş durumdadır.

Kapandığını iddia ettiğim dönem işte bu dönemdir.

Kürt Sorunu’nda başlayan dönem ise eski dönemin ters çevrilmesinden kurulacaktır ya da kurulmaktadır.

İlkin, uluslararası durum, Türkiye bakımından diyalog ve demokratik çözümü olanaklı kılacak biçimde evrilmiştir ve bu süreç devam etmekte.

İkincisi, Türkiye’de çöken inkâr ve şiddet anlayışı, yerini kabul ve çözüm arayışlarına terk etmek zorundadır ve öyle de olmaktadır.

Üçüncüsü şudur; devlet kaynaklı şiddet politikasının çökmesi, Kürt tarafının uyguladığı şiddeti nedensiz kılarak altındaki zemini boşaltacaktır. Yeni kurulacak denklem, Kürt tarafındaki boşluğun demokratik ve özgürlükçü yapı tarafından doldurulması ile tamamlanacaktır.

Özetle Kürt sorununda şiddetin topyekûn olarak çökmesinden söz etmek mümkün. Ancak yeni dönem bakımından henüz işin başındayız ve bu süreç de doğası gereği problemlerden azade olmaktan uzaktır.

Çünkü 40 milyonu aşkın bir halkın en temel ulusal ve demokratik haklarından yoksun bırakılması evrensel demokrasi normlarına da, dünya düzenine temel teşkil eden uluslararası anlaşmalara da aykırıdır, bu bir.

İkincisi böyle bir tablo Ortadoğu ölçeğinde istikrarsızlık nedenidir.

Üçüncüsü, Kürt sorununun çözümsüzlüğü, demokrasi ve küresel boyut kazanan dünya barışı için tehdit unsurudur. Irak’ta Kürt halkının özgürlüğüne kavuşması ve bu özgürlüğün Irak Anayasası tarafından güvence altına alınması oldukça ileri bir adımdır. Buna karşılık Türkiye, İran ve Suriye’de Kürt halkı temel haklarını özgürce kullanabilme koşullarından uzaktır.

Diğer yandan, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik sürecinin Kürt sorunu çözülmeden daha fazla ilerlemeyeceği biliniyor.

Bütün bunların anlamı, Kürt sorununun çözümünün bölge ve dünya barışı içinde yakıcılık kazanmış olmasıdır. Obama’nın ABD’de iş başına gelmesiyle esen özgürlükçü atmosferin Kürt Sorunu’nun çözüm girişimlerini olumlu yönde etkileyeceğine kuşku yoktur. Özetle gelinen aşamada uluslararası durum Kürt Sorunu’nun çözümü yönündedir.

KÜRT KONFERANSI’NA DOĞRU


Türkiye’nin ise Kürt Sorunu’nda bir yol ayırımında olduğu açık. TRT 6 ile başlayan, Kürdistan Bölge Hükümeti ile kurulan ilişkiler yeni siyasetin önemli ip uçlarını oluşturmakta. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ‘önümüzdeki günlerde güzel şeyler olacak ‘yönündeki açıklaması bu çerçevede umut vericidir.

Kürt tarafına gelince; Irak Devlet Başkanı Celal Talabani’nin İstanbul’da belirttiği gibi, önümüzdeki günlerde Hewler’de toplanacak Kürt Konferansı, Kürtlerin yeni döneme ilişkin yol haritasının belirlenmesi bakımından oldukça önemli.

Kürtlerin ilk kez ulusal ölçekte bir özgürlük ve barış projesi oluşturmalarının sayısız yararı var. Bölge devletlerine ve uluslararası güçlere Kürt Sorunu’nun çözümü yönünde adım atmaları için çağrıda bulunmak, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler gibi kurumları bu yönde inisiyatif almaları için davet etmek de Konferansın hedefleri içinde olabilir. PKK’ye silah bırakma çağrısında bulunmayı ve bunun için çaba göstermeyi de bu çerçeve içinde değerlendirmeli. Kürt Konferansı’nı salt PKK’yi silahsızlandırma projesi olarak nitelendirmek, bu konferansın içeriğini boşaltmaktan başka bir işe yaramaz.

Kürtler bakımından başlayan yeni döneme ilişkin bir ulusal strateji ya da aynı anlama gelen bir yol haritası oluşturmak, konferansın başarabileceği en önemli iş olmalı.

Bu Yazı 20.03.2009 tarihinde Taraf Gazetesinden Alınmıştır

İNKARDAN KABULE; HEWLÊR DURAĞI

 

BASINDA HAK-PAR
Genel Merkez : Sağlık 2 Sokak 56/10 KIZILAY / ANKARA Tlf: 0312 434 35 01- hakpar1@hotmail.com - hakpar@hakpar.org.tr
                            Diclekent Bulvarı Yayla Sitesi A/Blok D:2 Kayapınar / DİYARBAKIR Tlf : 0 412 237 88 94