29 MART SEÇİMLERİ VE PARTİMİZİN DURUMU HAKKINDA

 

Seçim Sonuçları Hakkında Genel Bir Değerlendirme

29 Mart yerel seçim sürecini ve sonrasını değerlendirmek hem partimizin geleceği bakımından, hem de Türkiye’nin gidişatına ilişkin tespitlerde bulunmak için önemli.
Öncelikle yerel olması nedeniyle bu seçimin Türkiye bakımından bir kader seçim olmadığını başından beri söylüyoruz. Diğer yandan seçim sonuçlarının ülkenin siyasal tablosunu değiştirecek nitelikte olmayacağı yönündeki öngörümüz de doğrulandı. Söz gelimi iktidar partisi, bir erken seçimi gerektirecek düzeyde oy kaybına uğramadı. Ayrıca bu seçim hiçbir partiye beklenmedik olağanüstü başarılar getirmedi.
AKP, 2007 yılında karşılaştığı militarist müdahaleler nedeniyle aldığı reaksiyon oylarını bu seçimde yitirdi. 22 Temmuz 2007 seçiminden sonra militarizme yakınlaşması, reform sürecinde frene basması, Anayasa değişikliği girişimlerini askıya alması, Kürt sorunu ve demokrasi konusunda izlediği tutarsız ve kararsız tutumun bu sonuçta önemli etkisi var. Ayrıca dünyada yaşanan ve Türkiye’de ciddi bir biçimde hissedilen ekonomik kriz ve bir bütün olarak iktidar olmanın getirdiği yıpranmanın da AKP’nin oy kaybında etkili olduğu muhakkaktır.
CHP ve MHP’nin oylarındaki artış bir yönüyle Türkiye’nin değişim sürecine karşı gösterilen direnç olarak okunabilir. Ama her iki partinin oyları da ülkenin geleceği bakımından bir kırılmayı yansıtmaktan uzaktır..
AKP’nin özel olarak Kürdistan’da yaşadığı oy kaybının ise iki temel nedeni sayılabilir.
Birincisi, başbakan Erdoğan’ın şahsında açığa çıkan ırkçı söylemler Kürt toplumunda AKP’ye karşı önemli oranda tepkilere neden oldu. Başbakanın ‘ya sev ya da terk söylemi’, Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün, geçen yüzyılın başında yaşanan soykırım olaylarını savunur tutumu AKP’nin ırkçı yüzünü ortaya çıkarttı. Öte yandan başbakanın 22 Temmuz seçimlerinden hemen sonra Diyarbakır’ı fethedilecek hedef olarak göstermesi Kürt toplumunda bir savunma refleksine yol açmış ve bu refleks DTP’ye destek olarak yansımıştır.
Son tahlilde, belirli oranda oy kaybına rağmen AKP hala küçümsenmeyecek bir oy oranıyla Türkiye’nin en güçlü partisi pozisyonunu korumaktadır.
DTP’ye gelince, kendisi açısından 2004 yılında kaybettiği Siirt ve Van belediyelerini, artı olarak Iğdır’ı alması elbette önemli. Ne var ki toplamda DTP’nin aldığı oylarda ciddi bir artış söz konusu değil.
Öte yandan DTP’nin Kürdistan’da aldığı oyların, doğru dürüst izlenen bir politika sonucunda elde edildiği söylenemez. Bilindiği gibi, DTP, seçim süreci boyunca Kürt sorununda dişe dokunur bir tutum ortaya koymamış, oldukça silik ve düşük profilli bir politik çizgi sergilemiştir. DTP’nin Kürt halkı için seslendirdiği anlamlı bir talebi olmamıştır. Program hedefleri ve dile getirdiği taleplere bakıldığında DTP’nin bir Kürt partisi duruşunu sergilediğini söylemek oldukça zor.
DTP’nin buna rağmen söz konusu oy ve desteği almasının esas nedeni AKP iktidarının ve özel olarak da Başbakan Erdoğan’ın Kürt sorununda izlediği agresif söylem ile Kürt illerine karşı sergilediği fetihçi tutumdur. Başbakanın söz konusu saldırgan tutumuna karşı Kürt toplumunda gelişen tepki DTP’nin işine yaramış ve AKP’ye gösterilecek tepkinin adresi olarak DTP görülmüştür.
DTP’nin ise AKP’nin bu tutumunu iyi kullandığına kuşku yoktur. AKP’nin Kürt illerini alma talebini bir tehdit olarak işleyerek Kürt oylarını yanına çekmiş ve seçimi bir referandum olarak göstermeyi önemli oranda becermiştir.
Kürt seçmenin ezici çoğunluğu AKP tehdidini ve korkusunu göğüslemenin yolunu DTP’yi desteklemekte görmüştür.
AKP belediyelerinin son derece kötü icraatları DTP için ayrı bir avantaj sağlamıştır.
Diğer yanda açık ve örtülü bir şekilde DTP’nin kazanmaması halinde şiddetin tekrar tırmanacağı ve bölgede kan akacağı yönünde servis edilen PKK kaynaklı propagandanın da bu sonuçta etkisi var.
Denilebilir ki ilk kez bu seçimde, DTP, kaybetme telaşıyla bu düzeyde seçime sarılmış ve kazanmayı garantilemek için gidilmedik kapı, oy almak için kullanılmadık yöntem bırakmamıştır.
Reaksiyon oyların ve konjonktürel etkenlerin belirlediği bu seçim sonucunun ve buna bağlı olarak ortaya çıkan siyasal tablonun Türkiye’nin geleceği ve Kürt sorununun çözümü bakımından umut vaat ettiği söylenemez.
Bu seçim sonucundan demokrasi ve Kürt sorunu adına bir kazanım  ya da ilerlemeden söz edilemez.

Parti Olarak Hangi Koşullarda Seçime Girdik?

2002 yılında Diyarbakır’da dönemin Genel Başkanı Sayın A. Melik Fırat’ın bağımsız milletvekili adaylık deneyimi dışında HAK-PAR daha önce herhangi bir seçim deneyimi yaşamamıştı. Parti olarak ilk kez seçime giriyorduk. Bilindiği gibi 3.Olağan Kongre’miz  hemen seçim arifesinde yapıldı. 26 Ekim 2008 tarihinde yapılan Kongre’de seçilen yeni  yönetim ancak bir ay sonra toplanabildi ve seçim startını verdiğinde seçim için sadece dört ay vardı. Adaylarımızı belirleyip seçim çalışmalarını fiilen başlattığımızda ise seçime iki aydan daha az bir zaman kalmıştı.
Öte yandan, daha önce seçim için yapılan hiçbir hazırlık yoktu. Örgütsel yapımız son derece zayıftı, örgütümüz işlevsel değildi. Yaygın bir örgüt ağımız yoktu. Mali olarak olanaklara sahip olmak bir yana, parti bütçesi eksideydi.
Örgütsel kapasite, maddi ve teknik olanaklar, moral yapı bakımından seçime girecek bir partinin sahip olması gereken standartların hiçbirine sahip değildik. Bir bakıma seçime girmeme şansımız olmadığı için seçime girdik.
Bu tablo içinde seçim sürecinde doğal olarak oldukça zorlandık.
En başta mevcut yapımızı bile yeterince harekete geçirmekte ve organize olmakta oldukça zorlandık.
Tabanımızı yeterince mobilize edemedik, örgütümüzü seçim havasına sokamadık. Ulaşmamız, gitmemiz gereken bir çok yere zaman darlığından gidemedik.
İki kez oluşturduğumuz Merkezi Seçim Komisyonu’nun hiç birini doğru dürüst toplayamadık.
Merkezi bir propaganda aracı temin edemedik.
Son güne kadar bir propaganda ve müzik kaseti yapamadık.
Aday bulmakta büyük sıkıntı yaşadık. Arkadaşlarımızın çoğu aday olmakta çekingen davrandı.
Örgütümüz hemen hemen hiçbir yerde seçime girecek pozisyon ve havada değildi.
Bu nedenle seçim şansımızın en iyi olduğu yerde, örneğin Sarıcan ve Kulp’ta bütün ısrar ve girişimlerimize rağmen aday gösteremedik.
Daha çok bölgede seçime girmek için aday gösteremedik. Diyarbakır Kayapınar, Ağrı Taşlıçay, Hakkari, Siirt, Muş, Ankara gibi bir çok yerde aday göstermemiz olanaklı olduğu halde gösteremedik.
Örneğin Elazığ’da üyelerimiz aday olmaya yanaşmadıkları için dışarıdan buraya adaylar gösterdik.
Diğer yandan örgütümüz olmadan bir çok yerde seçime girdiğimiz de bir başka gerçek.
Örgüt olmadan bir yerde seçime girmenin dezavantajlarını anlatmaya gerek yok.
Bir başka ifade ile örgütümüz olmadan bir çok yerde aday gösterdik. Örgütümüzün olmadığı yerlerde doğal olarak seçim çalışması yürütemedik. Bu açık bir dezavantajdı. Örneğin Antep, Adıyaman, Malatya,  Şırnak, Mardin (Nusaybin hariç), Batman, Bitlis (Tatvan hariç), Elazığ, Tunceli, Manisa, (ve örgütümüz olduğu halde) Ankara’da seçim boyunca hiçbir çalışma yürütemedik.
Afişleri Kürtçe ve Türkçe basmak siyaseten avantajlı olsa bile maliyeti ağır oldu.
Bazı yerlerde aday arkadaşlarımız yerelden çok genele ilişkin mesajlar verdi, kimi yerlerde aşırı ve keskin sloganlar ön plana çıkartıldı. Çalışmaların yürütülmesinde koordinasyon sağlamakta zorlandık.
Ağrı dışında düşük profilli bir çalışma yürütüldü
İstisnalar hariç, ilçe ve köylere gidilmedi.
Sözgelimi görece iyi bir kadroya sahip Van il örgütü etkili bir seçim faaliyeti yürütemedi.
Öte yandan, DTP dışındaki yurtsever kesimlerle olması gereken işbirliği ve diyalog geliştirilemedi, ya da geliştiremedik. Bu konuyu  kendi içimizde yeniden oturup değerlendireceğiz elbet.
Bu arada PKK kaynaklı fiili ve yazılı tehditlerle boğuşmak zorunda kaldık. Soğukkanlı ve sorumlu tutumuz sayesinde olası provokasyonları boşa çıkarttık, daha büyük sıkıntıların yaşanmasına engel olduk.
Seçim sürecinin Kürdistan’da AKP-DTP savaşına dönüşmesi yürüttüğümüz seçim çalışmalarının oya yansımasını engelledi. AKP-DTP kutuplaşmasının önemli oranda aleyhimize işlediğine kuşku yoktur.
Bütün bunlar bizim açımızdan büyük dezavantajlar. Ama bütün bu olumsuz tablo içinde oldukça önemli işler yaptık.

Neler Yaptık, Neyi Başardık?

Bir kere seçime girmek tek başına önemli bir karar ve irade işidir ve bu tablo içinde bu iradeyi ortaya koyduk.
Seçime girmekle Kürt legal hareketindeki tekçi  hegemonyayı yıktık ve demokratik bir Kürt alternatifinin olduğunu ortaya sergiledik.
Kürtler adına şahsiyetli bir tutum sergiledik. Kürt halkının ulusal taleplerini açık ve cesur bir biçimde dile getirdik. Federal çözüm önerisini gündeme taşıyarak hem topluma yeni bir ufuk kazandırdık hem de DTP’nin şahsında somutlanan silik ve şekilsiz tutumu teşhir ettik.
HAK-PAR, Kürt hareketinde demokratik, özgürlükçü ve çoğulcu ulusal çizginin sesi ve temsilcisi oldu. Bütün demokrat Kürtler adına buzkıran rolü oynadık, yeni bir yol açtık.
Partimiz ilk kez bu kadar tanındı, tartışılır halde geldi. Partimiz bu seçim sürecindeki çalışmalar sayesinde son yedi yıldan daha çok tanındı, propagandası yapıldı. Bu partimiz açısından büyük bir başarıdır.
Öte yandan bu seçim süreciyle birlikte örgütteki hantallıktan kurtulduk ve önemli bir aktivite gerçekleştirdik. Örgütümüze, üyelerimize dinamizm geldi, kendimize olan güvenimiz arttı. Bürolarımızdan çıkarak  halkla ilişkiler kurduk.
Basınla diyaloglar gerçekleştirdik, bu imkanları sınırlı da olsa kullandık.
Seçim boyunca Kürtçe konuşma kararlılığımızla yeni bir gelenek oluşturduk.
Yürüttüğümüz  şahsiyetli seçim tavrı yurtdışındaki arkadaş ve dostlarımıza güven kazandırdı. Bu çalışmalara büyük katkıda bulundular.
Öte yandan ilk baştaki çıkışımızdan daha çok yerde adaylar gösterdik. Bu son derece yerinde bir adımdı. Bu seçim çalışmaları nedeniyle bir çok yere ilk kez girdik ve örgüt kurmak için zemin bulduk. Nusaybin, Tatvan, Kulp, Lice, Bingöl gibi yerler bu saydıklarım arasındadır.
Seçim süreci boyunca partimiz, adaylarımız, söylemlerimiz büyük bir kabul gördü. Partimiz bu seçimde saygınlık ve sempati kazandı.
Şunu çok iyi biliyoruz ki bütün eksikliklerimize ve dezavantajlarımıza rağmen aldığımız oylar bizim gerçeğimiz değildir. Hele Kürdistan’daki durum hiç değildir. Uygun araçlarla, yeterli bir donanımla, iyi bir çalışma programı ile ortaya çıktığımızda halkımızın bize gerekli desteği sunacağından kuşku yoktur.
Tanınmak bakımından partimiz bir eşiği aşmıştır.
Şimdi daha çok tanınıyor ve sayılıyoruz.
Öte yandan bu seçim bizim örgüt, kadro, ilişkiler bakımından kendi gerçekliğimizi ortaya koydu. Bir bakıma uykudan uyanarak kendi gerçekliğimizle yüzleştik. Bu da son derece yararlı oldu.
Bu seçimin bir yararı daha oldu. Bu seçimle DTP dışı yurtsever hareketin gerçekliği daha çok ortaya çıktı. DTP dışındaki yurtsever güçlerin sürece ve elbette partimize ilişkin tutumu ya da tutumsuzluğu daha çok netliğe kavuştu. Bu da geleceğe ilişkin politikalar bakımından önemli veriler sağladı.

Ne Yapmalı?

Önce bu seçimde yakaladığımız halkaları iyi tespit etmeli ve korumalıyız. Eksikliklerimizi, sorunlarımızı derinleştirip ayrışmak için değil, tekrarlamamak ve onları aşmak için görüp değerlendirmeliyiz.
Bir yanıyla baktığımızda, temsil ettiğimiz mücadele geleneği açısından çok gerilerde olduğumuza kuşku yoktur.
Öte yandan verili tablo içinde,  bu seçimdeki tutumumuzla önemli işler başardığımızı teslim etmemiz gerekir.
Bir bütün olarak gerideyiz, ama 5 ay öncesine kıyasla çok ilerideyiz.
Özgürlük mücadelesi uzun erimli bir mücadeledir. Partimizi oluşturan kadrolar bir dönem Kürt hareketinin en ön saflarında yer aldı, sürece damgasını vurdu. 12 Eylül askeri darbesi ile büyük mevziler kaybettik, sürecin gerisinde kaldık. 1990’lı legal demokratik mücadele süreci döneminde büyük fedakarlıklarla Kürt halkının mücadelesine katkıda bulunmaya çalıştık. Legal mücadele açısından HAK-PAR’ın kuruluşu önemli bir dönemeç oluşturur. HAK-PAR legal demokratik Kürt hareketi bakımından benzeri olmayan tarihi bir projedir. Parti olarak geçen dönemde önemli işler yaptık.
Ancak bir bütün olarak baktığımızda, kuruluştan bu yana geçen dönemi verimli değerlendirdiğimiz söylenemez. Enerjimizin çoğunu ve gerektiğinden fazla içe dönük tartışmalarda tükettik. Dışa açılamadık, kitle çalışması yürütemedik.
Elbette bu sonsuza kadar böyle gidemezdi.
Tarihsel yürüyüşümüze uygun bir biçimde derlenip toparlanmalı ve sürece aktif bir biçimde müdahil olmalıyız. İktidar ufkumuzu yeniden güncelleştirmeliyiz. Seçim sürecinde yürüttüğümüz çalışmanın sözünü ettiğim yeni dönem bakımından önemli bir  başlangıç olduğuna kuşku yoktur.
Seçim sürecini ve sonuçlarını bu bağlam içinde değerlendirmeliyiz, onlardan soyut ve tek başına değil.
Bu çerçevede, Parti Meclisimiz, bütün bu olup bitenlerden gerekli dersler çıkartarak işe başlamalı. Öncellikle 2009 yılı için bir çalışma programı çıkartmalı ve bu döneme ilişkin hedefler tespit etmeli. Ve elbette bu hedeflerin gerçekleşmesi için yoğun bir çalışma dönemi başlatmalı.
Diğer yandan da partimiz ve Kürt hareketinin geleceği bakımından genel sonuçlar tespit ederek ona uygun bir tutum belirlemeli.

 

Bayram BOZYEL
                                                                                                        

Bayram BOZYEL'İN Önceki Yazıları

Kürt sorununda yeni bir dönem

İNKARDAN KABULE; HEWLÊR DURAĞI

 

BASINDA HAK-PAR
Genel Merkez : Sağlık 2 Sokak 56/10 KIZILAY / ANKARA Tlf: 0312 434 35 01- hakpar1@hotmail.com - hakpar@hakpar.org.tr
                            Diclekent Bulvarı Yayla Sitesi A/Blok D:2 Kayapınar / DİYARBAKIR Tlf : 0 412 237 88 94