2009 YILI ÇALIŞMA PROGRAMI |
2009 YILI ÇALIŞMA PROGRAMI
Siyasal durum: 25-26 Nisan2009
26 Ekim 2009 tarihinde yaptığımız 3. Olağan Kongre’den bu yana dünyada ve Türkiye’deyaşanan gelişmelerde önemli bir ilerleme ve netleşme yaşandı. 4 Kasım 2008 tarihinde yapılan başkanlık seçimlerinde demokrat aday Barak Hüseyin Obama gibi siyahî bir liderin Amerika Birleşik Devletleri’nde başkan olarak seçilmesinin bu süreçte önemli bir rolü var.
Bush döneminde tek yanlı önleyici savaş üzerine inşa edilen ABD’nin dış politikası, Barak Obama’nın başkan seçilmesi ile birlikte son buldu. 11 Eylül 2001’de gerçekleştirilen İkiz Kule saldırısından sonra Bush’un dünyayı dost-düşman diye ayırması ve ‘bizden olmayan herkes düşman’ tanımlaması ile doruğa ulaşan çatışma politikası Obama ile birlikte yerini işbirliğine dayalı bir anlayışa terk etmekte. Dış politika aracı olarak başvurulan çatışma ve savaş yöntemi, yeni dönemde diyalog ve işbirliğine öncelik veren bir yaklaşım ile ikame ediliyor. Nükleer silahların azaltılmasından söz ediyor Başkan Barak Obama. Avrupa ile Irak savaşı nedeniyle hasar gören ilişkilerini yeniden onarıyor, medeniyetler çatışmasından medeniyetler ittifakına yöneliyor. Batı ile İslam dünyası arasındaki karşıtlığı, karşılıklılık biçiminde yeniden inşa ediyor. İslam dünyası ile barışmak istediğini söylüyor, İran’la sorunlarını çözmek için görüşme seçeneğini açık bırakıyor. Türkiye-Ermenistan, Türkiye ile Güney Kürdistan arasındaki ilişkilerin düzelmesini teşvik ediyor. Kıbrıs ile İsrail-Filistin sorunlarının çözümüne vurgu yapıyor. Irak’tan asker çekmeyi bir takvime bağlıyor. Demokrasi ve Kürt sorununda adım atması için Türkiye’ye destek vaadinde bulunuyor. Obama’nın Türkiye’nin AB üyeliğine verdiği destek ayrıca altı çizilmesi gereken bir nokta.
Özetle Obama’nın ABD’de başkan seçilmesi ile birlikte dünyada kalıcı bir barış ve istikrarın tesis edilmesi, demokrasinin kökleşip yerleşmesi için daha elverişli bir atmosfer oluşmuş durumda.
Türkiye:
Türkiye’deki siyasal durum ise doğal olarak dünyada yaşanan bu gelişmelerden önemli oranda etkileniyor ve ona göre şekilleniyor.
Son dönemde Türkiye’de yaşanan en önemli gelişme hiç kuşkusuz Ergenekon Terör Örgütü’ne yönelik yapılan operasyonlar ve açılan dava sürecidir. Bu alanda gerçekleştirilen operasyonlar 12 aşamalı dalgalar halinde yürütülerek önemli bir aşamaya ulaştı. Bu operasyonun daha ne kadar ilerletileceği konusunda kuşkular olsa da mevcut durumdan dönüş olmayacağı yönünde yaygın bir kanı var. Ergenekon davasında, esas olarak Türkiye’yi ABD ve Batı yörüngesinden çıkartmak isteyen ulusalcı-darbeci güçler hedef alınmış durumda. Bu dava ile birlikte, ordu içindeki darbeci ve batı karşıtı odağın önemli oranda tasfiye edilmekte olduğu ve Türkiye bakımından yakın vadede bir darbe tehdidinin ortadan kaldırıldığı söylenebilir.
Öte yandan bu süreçte ordunun siyaset üzerindeki vesayeti önemli oranda kırıldı. Ordunun vesayetinin tümden son bulması ise demokrasi güçlerinin ülke siyasetindeki etkinliğine bağlı olarak daha uzun bir zaman alabilir. Ancak sürecin bu yönde evirildiğine kuşku yoktur.
Öte yandan Türkiye’nin darbeci ve Batı karşıtlarıyla yaşamakta olduğu hesaplaşma, kimi ötüşmelere rağmen, devletin kendi içindeki illegal yapıyla, demokrasi güçlerine ve Kürt halkına karşı işlenen suçlarla tam bir hesaplaşmaya dönüşmüş olmaktan uzaktır.
Türkiye’de geçmişle köklü bir hesaplaşmanın yaşanması, Kürt halkına karşı işlenen suçların açığa çıkartılması, değişim ve demokrasi güçlerinin sürece daha çok müdahil olmasıyla mümkün olabilir ancak.
Öte yandan dünyadaki gelişmelerin ve AB sürecinin etkisiyle değişime zorlanan Türkiye, 86 yıllık deneyimlerinin de etkisiyle Kürt sorununda kaba inkar ve baskı politikasıyla bir yere varılamayacağını anlamış durumda. Bu nedenle son bir yıl içinde devlet yetkilileri peş peşe alışıldık olmayan açıklamalar yapmakta, açılım sayılabilecek adımlar atılmaktadır. TRT 6’nın açılması, bazı üniversitelerin bünyesinde Kürdoloji bölümlerinin açılacağının söylenmesi, merkezi Irak hükümeti üzerinden başlayan ilişkilerin, Kürdistan Bölge Yönetimiyle kurulan direkt ilişkilere dönüşmesi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Kürdistan’ı kendi adıyla tanımlaması bu tür gelişmeler arasında sayılabilir.
Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’un 14 Nisan 2009 tarihinde Harp Akademileri Komutanlığı’nda yaptığı konuşmada dile getirdiği konu ve yaklaşımlar bu açıdan üzerinde durulması gerektirecek yönler içeriyor. Başbuğ’un Türkiye halkı tanımlaması, Kürt, Zaza gibi ( ikisini ayrı şeylermiş göstererek yol açtığı çarpıtma bir yana) gibi etnik unsurların varlığını kabul etmesi, asimilasyon politikasını doğrudan savunmaması, dağdaki PKK’lilere izafe ettiği insanilik, PKK kadrolarının dağdan indirmesinden söz etmesi devletin geleneksel politikasında yaşanan değişimin yeni işaretleri.
Öte yandan, inkar ve baskı politikasından beli oranda bir kopuşa rağmen, devletin Kürt sorununda henüz yeni ve kapsamlı bir çözüm projesinden söz etmek mümkün değil. Bu durum en başta iktidar partisi olan AKP’nin soruna ilişkin ilkesiz yaklaşımından, bu sorun için kapsamlı, derli toplu bir program ve vizyona sahip olmamasından kaynaklanmaktadır. AKP hem demokrasi konusunda hem de Kürt sorununda öngörülü ve çözüm üreten bir yaklaşımdan uzak bulunmaktadır. Partini yapısal niteliği ve yamalı bohça niteliğindeki yapısı onu statüko ile değişim arasında götürüp getirmektedir.
Diğer yandan, ordu içinde ve dışında baskı, şiddet, gerilim ve çatışmadan nemalanan önemli bir güce sahip statükocu bir kesimin olduğu bilinmekte. Ülkenin demokratikleşmesi, Kürt sorununun hal yoluna girmesi söz konusu statükocu güçler için ölümle eş anlama gelmektedir. Bu kesimin sorunun çözümünü engellemek için direnmesi ve her yola başvurması son derece anlaşılır bir durumdur.
Kürt Sorununda arayışlar:
Öte yandan, Türkiye’nin Kürt sorunundaki ikircikli ve zikzaklı politikasına rağmen Kürt Ulusal sorunu geçmişle kıyaslanmayacak bir biçimde dünyanın ve Türkiye’nin gündemine girmiş durumdadır. Irakta Kürdistan Bölge Yönetimi’nde somutlanan gelişme ve ABD’nin Irak’tan aşamalı bir biçimde çekilmesinin gündeme gelmesi ile birlikte Kürt sorununa ilişkin arayış trafiği yoğunluk kazanmış ve daha da daha da yoğunlaşacağa benzemektedir..
Obama başkanlığındaki yeni ABD yönetimi, Amerikan kuvvetlerinin çekilmesiyle Irak’ta oluşacak askeri ve siyasi boşluğu büyük ölçüde Türkiye ile doldurmak niyetinde. Yeniden yapılandırma sürecinde olan Irakta Türkiye’ye daha aktif bir rol biçilmek istemektedir.
Böyle bir rolü oynaması için Türkiye’nin en başta Güney Kürdistan ile barışık olması gerekiyor. Türkiye’nin Irak Kürdistanı ile barışması için de öncelikle kendi Kürtlerinin güvenini kazanacak açılımlar yapması zorunlu. Özetle, ABD’nin kendisine biçtiği rolü oynaması, Türkiye’nin bölge düzeyinde ve kendi içinde Kürtlere hak ettikleri değeri vermesine bağlı. Kürt sorununu çözmeyen bir Türkiye’nin, bölgede barış ve istikrarın tesisi için rol oynaması bir yana, kendisinin barış ve istikrara kavuşması mümkün değil.
Bağdat ile yaşadığı sıkıntılar ve Arapların oluşturduğu tehditler nedeniyle Irak Kürtlerinin Türkiye’nin bölgeye müdahil olmasına sıcak bakmaları, bu süreci destekleyen diğer bir faktör. Körkütük demokrasisi, AB aday üyeliği, NATO müttefiki sıfatları nedeniyle Türkiye, Irak Kürtleri için nefes alınabilecek ve dışarıya, Avrupa’ya açılacak bir kapı olarak görülüyor.
Böyle bir planın hayata geçirilmesinde ise sorun olarak gözüken PKK var.
Artık herkes kabul ediyor ki, PKK’nin yürüttüğü silahlı mücadele hem Türkiye’nin demokratikleşmesi bakımından bir istikrarsızlık unsuru hem de önemi ölçüde konumlandığı Güney Kürdistan’daki durum için sıkıntı kaynağıdır.
5 Kasım2007 tarihinde Erdoğan-Bush görüşmesinde PKK’nin ortak düşman ilan edilmesi ile başlayan süreç bu açıdan önemlidir. ABD, Türkiye ve Irak’tan oluşan üçlü mekanizma o zamandan bu yana PKK’ye karşı yoğun bir faaliyet içindedir.
Ne var ki son bir yıl içinde Obama’nın iktidara gelmesi, Türkiye’nin Kürt sorununda eski geleneksel tutumunu görece terk etmesi ve Irak Kürdistan Yönetimi’nin de devreye girmesi ile PKK sorunu farklı bir konsept içinde ele alınmaya başladı. Bu yeni konsept, PKK’yi zor ve silahla bitirmek yerine, ona diyalog ve barışçıl yöntemlerle silah bıraktırmayı öngörüyor. Ancak bu konseptin başarısı Türkiye’nin Kürt sorununda eşzamanlı inisiyatif almasına, en azından genel bir af ile bu süreci kolaylaştırmasına bağlı
2008 yılının sonlarında DTP ile tesadüfen aynı sırada ziyaret ettiğimiz Kürdistan’da Başkan Mesut Barzani tarafından gündeme getirilen Kürdistan Partiler Konferansı bu sürece hizmet etmek üzere öngörülmüş bir projedir.
Parti olarak Kürdistan Partiler Konferansı’nın salt bu gündemle toplanma fikrini yetersiz bulsak bile, esas olarak bu süreci destekliyoruz. Yıllardır legal demokratik mücadeleye zarar verdiğini ve derin militarist devletin kendi meşruiyeti için kullandığı söylediğimiz silahlı mücadelenin son bulmasını Kürt hareketi açısından olumlu bir adım olarak değerlendiriyoruz. Ancak Kürt sorununun çözümünün PKK’nin silah bırakmasıyla sınırlı tutulamayacağını belirtelim. Bunun için görevin devlete düştüğü açıktır. Genel bir af ve Kürtler açısından siyasete katılım koşullarının sağlanması bu açıdan öncelik taşıyan adımlardır.
Şimdi sorun şu:
Önümüzdeki süreç nasıl işleyecektir?
Bölgede ve dünyada çok farklı ve beklenmedik gelişmeler yaşanmadıkça, Türkiye’nin Kürt sorununda geldiği noktadan geri dönmesi mümkün görünmemektedir. Kürt Ulusal sorununun çözümsüzlüğünün hem Türkiye’de hem de bölgede istikrarı zora soktuğu, demokratikleşme sürecine zarar verdiği ortak kabul gören bir görüştür.
Öte Türkiye kendine has özgül bir sürçten geçmektedir.
Türkiye bir yanda Kürt sorununda 86 yıllık inkar politikasını terk etmekte, öte yandan eskisinin yerine nasıl bir politika geliştireceğine karar verememektedir. Bu Türkiye bakımından bir geçiş sürecine işaret etmektedir.
Böyle bir dönemde geçiş sürecine özgü kararsızlıkların, zikzakların, gel-git’lerin yaşanması kaçınılmazdır. Benzer şekilde zaman zaman gerilimlerin yaşanması ve gerilim odaklarının çatışmaya dönüşmesi sürpriz sayılmamalı.
Bu sürecin sancılı geçme ihtimali, esas olarak Türkiye’nin bu süreci iyi yönetecek değişimci bir parti ve siyasal iradeden yoksun olmasından kaynaklıdır. Çünkü bilinen yapısı nedeniyle AKP iktidarı, Türkiye’de geçiş sürecinin -ya da buna değişim süreci diyelim- sağlıklı yürütülmesi açısından yeterince güven vermemektedir. Ne var ki sürecin ilerlemesine paralel ve gelişmeyi engelleyen bağlardan kurtulmasına bağlı olarak Türkiye’de yeni toplumsal dinamikler devreye girebilir ve bunlar değişim sürecine yeni bir ivme kazandırılabilir.
Kürt Ulusal sorunu bağlamında önümüzdeki sürecin kaderini belirleyecek olan aktörlerin başında hiç kuşkusuz Kürt halkı ve onun politik güçleri gelmektedir. DTP-PKK’nin Kürt hareketindeki etkinliğine bakıldığında durumun bu açıdan iç açıcı olduğu söylemez.
DTP-PKK çizgisine ilişkin yaklaşımımız biliniyor. Onca kitle desteğine ve bolca başka olanaklarına rağmen bu çizginin, Kürt halkının geleceğine ilişkin tutarlı bir program ve ufka sahip olmadığını biliyoruz.
Bu durum değişim ve Kürt sorununun çözümü yönünde oluşacak elverişli koşulları değerlendirmek bakımından bir dezavantajdır. Aynı zamanda sürecin sağlıklı işlemesini aksatacak bir faktördür.
Sorunun Kürt ve Türk tarafındaki başat aktörlerin söz konusu niteliği beraberinde, Kürt sorununda çözüm arayışlarının silikleştirilmesi, sorunun ulusal içeriğinden boşaltılması, giderek dar kalıplar içinde boğdurulması riskini getirmektedir.
Ancak bu tablonun hep böyle kalacağını beklememeli. 2007 ve 2009 yılında AKP’nin aldığı oyların kıyaslamasından anlıyoruz ki toplum ne kimseye tümüyle angaje ne de kimseye peşinen önyargılıdır. Toplum, siyasal aktörlerin değişen tutumlarına karşı çok kısa zaman içinde tepki vermeyi becerebilmektedir. Son seçim sonuçlarını da bu çerçeve içinde değerlendirmekte yarar var.
Şimdiye kadar hep söylediğimiz gibi, geçen dönem boyunca Türkiye’de siyaset şiddet ortamı tarafından biçimlendi. Oysa Türkiye değiştikçe, militarizm geriletildikçe, Kürt hareketini şiddetle yoğuran iklim değişecek, bu iklimin beslediği otoriter ve şiddet eğilimleri zayıflayacaktır. Bu da Kürt toplumunun beklentileri ve önceliklerinin farklılaşmasına neden olacaktır.
Önümüzdeki süreçte Kürt halkının özgürlük mücadelesinin daha çok ulusal, özgürlükçü, demokratik ve çoğulcu bir eksende şekilleneceği açıktır.
Bu noktada Kürt halkının tümünü kucaklayan, onun bütün birikim ve enerjisini çözüm sürecine seferber eden, ulusal demokratik perspektife sahip bir partiye şiddetle ihtiyaç var. Söz konusu ihtiyaç, partimizin nasıl bir misyonu üstlendiğini açıklamaktadır aynı zamanda.
Partimiz güçlü ve aktif bir rol almakla sadece Kürt halkının enerjisini doğru yönetmekle kalmayacak, aynı zamanda soruna ilişkin Türkiye ve dünyadaki aktörler bakımından da kolaylaştırıcı bir misyon üstenmiş olacaktır.
Partimize düşen görevler?
3. Kongre sonrasında yaptığımız aşağıdaki tespit günceliğini korumaya devam ediyor.
‘HAK-PAR yeni dönemin gereklerine uygun olarak yeniden yapılanmalı
Ve yeni bir başlangıç yapmalı.
O halde yapılacak şey, partimizi, Kürt hareketinde başlayan yeni dönemin gereklerini yerine getirecek, ulusal demokratik arayışı kucaklayıp örgütleyecek düzeye getirmektir.
Bunun için en başta partimizin örgütsel kapasitesi yükseltilmeli, ona etkinlik ve dinamizm kazandırılmalıdır. Örgüt ağımız nicel olarak ne kadar büyür, ne kadar işlerlik ve işlevsellik kazanırsa yeni süreci karşılamamız ve ona cevap olmamız o kadar kolay olur. Özetle halkımızın yeni dönemdeki arayışlarına adres olmak ve bu arayışı partiye kanalize etmek için güçlü, diri, işleyen, kurumsallaşmış bir örgütsel yapıya ihtiyaç var’.
Gelinen aşamada bir de 29 Mart 2009 seçimleri gibi bir deneyime sahibiz.
Bu seçimin en büyük yararı, eksikliklerimizi, örgütsel yetersizliğimizi ve kitlelerden kopukluğumuzu bütün çıplaklığıyla ortaya çıkarması oldu. Şimdi kendi durumumuzu, kitlelerle olan bağımızın düzeyini, toplumun bizden ne istediğini daha iyi biliyoruz. Bu açıdan yerel seçim çalışmaları bizim için oldukça öğretici oldu.
Öte yandan yerel seçim süreciyle önemli bir eşiği aştığımıza inanıyorum.
Çünkü bu seçim sayesinde partimiz artık daha çok tanınıyor. Halkla ilişkiler kurduk, bu alanda deneyler edindik. Alanlara çıkmak konusundaki kaygılarımızı aştık. Kendimize güven geldi.
Bir de bu dönemde örgütün, örgütlü güç olmanın ne demek olduğunu daha iyi gördük. Bir yerde örgütümüz varsa biz de varız. Daha doğrusu örgütümüz kadar varız. Bir yerde örgütümüz yoksa, örgütlenmemişsek, orada ailevi ve sosyal olarak ne kadar saygın olursak olalım, onun bize bir kazancı olmuyor.
2009 Yılı Çalışma Program Taslağı’nda belirttiğimiz gibi yapılacak ilk ve en önemli iş örgütlenmektir. Kürt hareketinde bizden beklenen rolü oynamamızın ilk ve temel koşulu örgütlü güç olmaktır.
Bu amaçla birincisi, önümüzdeki süreçte söz konusu veriler ışığında örgütlenmeye hız vermeliyiz.
Önce bütün Kürdistan illerinde örgütlenmeyi hedef olarak koymalıyız.
-Sonra örgütlendiğimiz her ilin olabildiği her ilçe ve beldesinde örgütlenmeyi hedeflemeliyiz.
-Giderek her semte, mahallede ve köyde örgütsel ilişkiler geliştirmeliyiz.
-En önemlisi bundan böyle birebir, ev ev, yüz yüze örgütlenmeyi esas almalıyız.
-Kadın ve gençliğe özel bir öncelik vermeliyiz.
Ciddi bir örgütsel ağa kavuştuğumuzda, etkin bir kitlesel güce ulaştığımızda bir çok kapının önümüzde açılacağını, bugün sorun olarak önümüze çıkan bir engelin kendiliğinden çözüleceğini göreceğiz.
İkincisi, gündemde Kürdistan Partiler Konferansı var. Böyle bir konferansa, Kürt halkının özgürlük mücadelesi bakımından başarılı ve verimli olması için çağrılalım ya da çağrılmayalım azami sorumluluk duygusuyla katkı sunmaya çalışacağız. Konuyu gündemimizde tutmaya devam etmeli, ilgili çevrelerle diyalog içinde olmalı, hazırlık aşamasına ve toplanma sürecine katkı sunma konusunda yapıcı tutumumuzu sürdürmeliyiz.
Üçüncüsü, 3. Kongre kararı gereği 2009 yılı içinde bir konferans toplayacağız. Konferansın partinin birliğini, bütünlüğünü güçlendirecek, ona yeni bir ivme kazandıracak bir biçimde sonuçlanması için gerekli ön hazırlıkları yapmalı, partimizin kurucu ve birikimli kadrolarının bilgi ve görüşlerine bu amaçla başvurmalıyız. Bu günden genel olarak yürüteceğimiz çalışmalar ve sergileyeceğimiz performansın Konferansın başarısını önemli ölçüde etkileyeceği unutulmamalı.
Dördüncüsü, 2. Kongrede parti programına aldığımız federasyon tezini güncelleştirmek için bir program yapmalıyız. Partimizin, federasyon tezi ile özdeşleştiği dikkate alındığında böyle bir görevin önemi daha çok ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede yapılacak başka şeylerin yanı sıra federasyonun dünya genelindeki uygulamalarını tartıştıracak bir Konferans düzenlenebilir. Böyle bir konferans hem federasyon tezi için meşruiyet zeminini güçlendirecek hem de partimiz açısından fikri bir zenginlik oluşturacaktır. Mali külfeti nedeniyle böyle bir konferansın kotarılması başka partnerler ve ya mali kaynak gerektirmektedir. Bu koşulların kotarılmasına bağlı olarak böyle bir Konferans yıl sonu ya da bir sonraki yılın başında gerçekleştirilebilir.
Beşincisi, Kürt ulusal demokratik güçlerin birliği konusundaki ilkesel tutumumuzu sürdüreceğiz. Bunun için somut öneri ve gelişmeler gündeme geldiğinde konuyu ciddiyetle değerlendireceğiz.
Öte yandan Kürt ulusal demokratik güçler arasında seviyeli ve verimli bir diyalogun korunması ve geliştirilmesi için çabalarımızı sürdüreceğiz.
Altıncısı, Avrupa’da partimize yakın, ona sempati duyan yoğun ve dinamik bir kitle var. Bu kitle ile her türlü diyalog, dayanışma ve işbirliği içinde olmak için görüşme ve ziyaretlerimizi sürdürmeliyiz.
Yedincisi, diplomatik çalışmalara özel bir önem vermeli, özellikle de AB organları ve üye ülke misyonlarıyla yakın bir diyalog ve etkileşim içinde olmalıyız. Özel olarak da ABD’nin Türkiye ve bölgedeki yetkilileriyle yakın diyaloglar geliştirmeliyiz.
Öncelik sırasına göre diğer bütün dış dinamiklerle de diyalog, destek ve dostluk arayışlarını aksatmadan sürdürmeliyiz.
Sekizincisi, Diğer parçalardaki Kürtlerle diyaloglarımızı sürdürmeye ve giderek bu ilişkileri daha da güçlendirmeye devam etmeliyiz.
Dokuzuncusu, kadrolarımızın, yöneticilerimizin ve üyelerimizin bilgi ve birikimlerini artırmaya özel bir önem vermeliyiz. Bunun için hem parti içindeki birikim sahibi arkadaşlardan hem de parti dışında bu konuda yeterli olan şahsiyetlerden yararlanılabilir, yararlanmalıyız da. Eğitim olayını salt Genel Merkez’imizin yaptıklarıyla sınırlamamalı, bütün il ve ilçe örgütlerimiz bu amaçla programlar yapmalı, kendi ilişki ve olanaklarını harekete geçirmelidirler.
Onuncusu, basın ile ve Türk aydınlarıyla diyalog ve ilişkilerimizi artırmalıyız. Bu çevrelerin partimiz hakkında yeterli bilgiye sahip olduğunu söyleyemeyiz. Bu da önyargıların oluşmasına ve bize karşı zımni ambargolara yol açmaktadır. Türkiye ve özel olarak Kürt siyasetinde etkin olmamızın en önemi yollarından birisi de bu çevrelerle kuracağımız iyi ilişkilerden geçmektedir.
Bunun için bu çevrelerle bire bir ziyaretler yapabileceğimiz gibi gruplar halinde de görüşmeler gerçekleştirebiliriz. Önümüzdeki süreçte gündemi etkilememizin en önemli yollardan birinin basın ve aydın çevrelerle kuracağımız iyi bir iletişimden geçtiğini unutmamalıyız.
On birincisi, hükümet, parlamento içinde ve dışında bulunan partilerle yakın diyalog içinde olmayı önemsemeli, bunun için arayışı ve diyalog içinde olmalıyız. Görüş ve önerilerimizin toplumsal hayata geçmesi ve yasal düzenlemelere dönüşmesi için onları etkilemeliyiz.
On ikincisi, etkin bir parti basını oluşturmak için arayış içinde olmalıyız. Parti sitesini etkinleştirmek bunların başında gelmektedir. Ama bundan ötesi yerel bir radyo deneyimi bizim için ön açıcı olabilir. Bunun için bir radyoyu faaliyete geçirmek için çalışma yürütmeliyiz. Küçük başarılardan alacağımız cesaretle bu alanda daha üst hedefleri gerçekleştirebiliriz.
On ikincisi, bundan böyle ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlara daha çok önem vermeli, halkımızın bu alanlara ilişkin sorunlarıyla yakından ilgilenmeli ve bu sorunların çözümü için fikri düzeyde de olsa öneri ve projeler geliştirmeliyiz. Halkımızın iş, ekmek, geçim, barınma, eğitim, sağlık vb sorunlarıyla ilgili olduğumuz oranda gerçek anlamda halkla bütünleşmiş olur, güçlü bir örgüte dönüşebiliriz.
Bunun için kendi başımıza yapabileceğimiz şeyler olabileceği gibi, benzer kaygıları olan kurum, kuruluş, oda ve şahsiyetlerle işbirliği yapabilir, onların deneyimlerinden faydalanabiliriz.
On üçüncüsü, yeni dönemde kullanmak üzere Kürt sorununa ilişkin görüşlerimizi bir metin halinde güncelleştirmeliyiz. Böyle bir metni Kürtçe, Türkçe, İngilizce halinde basılı hale getirebiliriz.
On dördüncüsü, eylemlilik çıtamızı düşürmemeliyiz. Daha çok genel merkezle koordineli ve olabildiği ölçüde eşzamanlı bir biçimde eylemlilikler içinde olmalıyız. Ergenekon davası, Kürt dili ve kültürüne ilişkin talepler, Kürt halkının tarihine ilişkin özel olaylar, işsizlik ve yoksulluk gibi sorunlar, anti demokratik uygulamalar partimiz için her zaman birer faaliyet ve eylem nedenidir.
Bu ve benzeri konularda 2009 yılı boyunca yürüteceğimiz faaliyetler, ülkenin temel aktörü olma yolunda partimize önemli oranda yol aldırtacaktır.
2009 YILI ÇALIŞMA PROGRAMI
1. ÖRGÜTLENME:
a) Mevcut illeri gezmek, sorunlarını birlikte değerlendirmek ve ortak hedefler tespit etmek. Diyarbakır, Urfa, Elazığ, Van, Ağrı, Adana, Mersin, İzmir, Ankara, İstanbul.
b) Mersin, Elazığ, Urfa, Ankara için yeniden yapılanma çalışması (gerektiğinde olağanüstü kongre dahil) yürütmek. Adana ve İzmir için olağan kongre gerçekleştirmek. Diğer iller bakımından ihtiyaç duyulacak ilgi ve çalışmayı gerçekleştirmek.
c) Konya, Bitlis, Bingöl, Mardin, Hakkari ve Batman gibi illerde örgüt kurmak amacıyla faaliyet yürütmek.
d) Gençlik Kolları için yönetmelik hazırlamak, gençliğin örgütlenme ve eğitimine özel bir öncelik vermek. Kadınlar ve Kamu Çalışanlarına ilişkin olarak da çalışma programları ve hedefler tespit etmek ve bu hedeflere ulaşmak için çalışmak.
2. KÜRDİSTANPARTİLER KONFERANSI:
Kürdistan Partiler Konferansı’nın amacına ulaşması, içeriğinin güçlendirilmesi ve kurumlaşması için hazırlıklar yapmak, bunun için gerekli kişi ve çevrelerle diyalog içinde bir tutum oluşturup bunu Konferansa taşımak.
3. PARTİ KONFERANSI:
Gerekli hazırlıklar, kurulacak diyalog ve parti tabanında yapılacak tartışmalardan sonra PM’nin tespit edeceği gündem, katılımcılar ve belirlenecek tarihte Konferans toplanacak. Konferansın amacı, parti içinde bütünlük, yakınlaşma ve motivasyon sağlamaktır.
4. FEDERASYON KONFERANSI:
Bu konferans partimizin federasyon program hedefini güncelleştirmek ve fikri zenginlik oluşturmak için uluslar arası deneyleri tartıştırmayı ve bilince çıkartmayı amaçlamalı. Bu amaçla özellikle uluslararası deneyimleri bilen, yaşayan akademisyen, yazar ve politikacıların katılımı esastır. Konferansa Irak Kürtlerin de birikimli şahsiyetlerin katılması sağlanmalıdır. Elbette Türkiye den de konuya vakıf Anayasa hukukçuları ve akademisyenler katılabilir. Bu konu özel bir maliyet gerektirdiğinden konunun mali olarak bütçelendirilmesi gerekir. Konferansın katılımı ve maliyeti düşünülerek 2009 yılının sonu ya da 2010 yılının başına ertelenmesi de düşünülebilir.
5. BİRLİK İÇİN GİRİŞİMLER:
Örgütlenme öncelliğini engellemeden birlik görüşmelerine açık olunacak, bunun için belirlenen grup ve çevrelerle, belirlenecek bir takvim içinde görüşülüp sonuç alınmaya çalışılacak.
6. AVRUPA:
Avrupa’da ki Kürt kurumları ile işbirliği ve diyalog kurmak, Kürt kitlesiyle ilişki kurmak
ve örgütlemek, mevcut derneğimizin iyileştirilmesi ya da durumunun değerlendirilmesi
için çalışmak, parti için maddi katkı sağlamak için ziyaret programları gerçekleştirmek.
7. DİPLOMASİ:
Avrupa Birliği’nin ve üye ülkelerinin kurumları, hükümetleri, politik parti ve temsilcileriyle ilişkiler kurmak, görüşlerimizi anlatmak, desteklerini sağlamak.
Benzer biçimde ABD ile ilişki kurup geliştirmek. İlgili diğer bütün ülke ve aktörlerle diyalog ve işbirliği içinde olmak.
8. DİĞER PARÇA KÜRTLERİYLE İLİŞKİLER:
Özel olarak Kürdistan Bölgesi Hükümeti ve buradaki siyasi parti, şahsiyet ve yazarlarla etkin işbirliği ve diyalog içinde olmak. Bunun için en az yılda bir kere kapsamlı bir ziyaret gerçekleştirmek.
İran ve Suriye Kürtleri ile işbirliği ve diyalog içinde olmak, görüş alış verişinde bulunmak, somut işbirliklerinin gelişmesi için çalışmak.
9. EĞİTİM:
Örgüt içine dönük eğitim programları gerçekleştirmek. Başkanlık Kurulu, Parti Meclisi, Yönetim Kurulu gibi organ üyelerine, ya da belirlenmiş belli parti üyelerine dönük eğitim faaliyetleri gerçekleştirmek. Bunun için konferans, panel, seminerler, kamplar organize etmek. Benzer çalışmaların il örgütleri tarafından yapılmasını teşvik etmek ve desteklemek.
10. BASIN VE AYDINLAR İLE İLİŞKİLER:
Ankara ve İstanbul merkezli basın ve yayın organlarının yayın yönetmenleri, belli başlı yazarlarıyla yakın diyalog kurmak, bunun için gerekli ziyaretler yapmak, gerekirse ortak toplantılarda buluşma ortamını hazırlamak.
Benze biçimde Türkiyeli aydınlarla yakın bir diyalog ve etkileşim içinde olmayı bir görev olarak tespit edip bu işi planlamak.
11. HÜKÜMET, PARLAMENTO VE SİYASİ PARTİLER:
Hükümet ile, parlamentoda ya da dışında bulunan siyasi partilerle yakın diyalog ve
etkileşim içinde olmak. Görüş ve önerilerimizin hayat bulması için onların ilişkilerinden
yararlanmak, bunun için gerekli işbirliği içinde bulunmak.
Parlamentoda ya da dışında Türk tarafını temsilen yakın işbirliği içinde olunacak partner
arayışı içinde olmak.
12. PARTİ BASINI:
Başta parti sitesini yapılandırmak ve işlerlik kazandırmak.
Giderek partiye bağlı ya da onun etkisi altında yerel bir radyo yayınına başlamak, giderek bu alanda daha üst hedefler gerçekleştirmek.
13. SOSYAL VE EKONOMİK POLİTİKALAR:
Halkımızın içinde bulunduğu ekonomik, sosyal, kültürel sorunların çözümüne ilişkin projeler, bunlara ilişkin sosyal ve ekonomik politikalar geliştirmek.
14. ÇÖZÜM ÖNERİSİ:
Yeni dönemde kullanılacak ve başvurulacak bir materyal olmak üzere Kürt sorununa
ilişkin çözüm önerimizi güncelleştirmeli ve onu yazılı bir metine dönüştürmeliyiz. Bunu
Kürtçe, Türkçe, İngilizce olarak basılı hale getirebiliriz.
15. EYLEMLİLİK:
Eylemlilik çıtamızı düşürmemeliyiz. Daha çok genel merkezle koordineli ve olabildiği ölçüde eşzamanlı bir biçimde eylemlilikler içinde olmalıyız. Ergenekon davası, Kürt dili ve kültürüne ilişkin talepler, Kürt halkının tarihine ilişkin özel olaylar, işsizlik ve yoksulluk gibi sorunlar, anti demokratik uygulamalar partimiz için her zaman birer faaliyet ve eylem nedenidir.
Bayram BOZYEL
Genel Başkan
|