İNKARDAN KABULE; HEWLÊR DURAĞI

 

15-16 Şubat 2009 tarihlerinde Kürdistan Bölgesi’nin başkenti Hewlêr’de toplanan Barış ve Geleceği Birlikte Aramak konulu toplantıya dair şimdiye kadar çokça şey yazıldı.. Selahaddin Üniversitesi ve Mukriyan Araştırma Merkezi’nin işbirliği ile gerçekleşen bu toplantının esas itibariyle Abant Platformu’nun inisiyatifiyle gerçekleştiğini hatırlatmak önemli.
Abant Platformu bundan bir yıl önceki (Abant’ta gerçekleşen) toplantısını Kürt sorununa ayırmış ve bu toplantı kedi çapında ses getirmişti.
Abant Platformu’nun düzenlediği Hewlêr Toplantısı ise tam da olması gereken zamanda gerçekleşen bir girişim.
Nedeni açık.
Çünkü; Türkiye’nin, Kürt sorununda izlediği geleneksel inkar ve baskı anlayışında politika değişikliğine yöneldiği artık sır değil. TRT 6’in tam gün Kürtçe yayına başlaması bu politika değişikliğinin önemli bir işareti. Son dönemde Kürdistan Bölge Yönetimi ile kâh Bağdat üzerinden, kâh doğrudan geliştirilen ilişkiler, Kürt sorunundaki politika değişikliğinin bir diğer boyutu.
İçerde, Kürt sorununda adım atmakla, dışarıda Kürdistan Bölge Yönetimi ile ilişkiler sorunu Türkiye açısından madalyonun iki yüzünü oluşturmakta. Türkiye’nin esas olarak kendi içindeki  Kürt sorunundan muzdarip olduğu biliniyor. Ve böyle olduğu için de Irak Kürdistan Yönetimi ile ilişkiler Türkiye için bir soruna dönüştü, dönüşüyor. İçerdeki Kürtlerin mücadelesini etkilemese, onları cesaretlendirip motive etmese, içerde kürtlük bilinci ve duygusunu güçlendirmese; Türkiye, Irakta bir Kürt devletinin kurulmasına karşı çıkmak bir ayana, tersine jeopolitik mantığı gereği ona arka bile çıkabilirdi.
Yıllar yılı Irak Kürtlerine karşı duyulan öfke ve düşmanlığın, Türkiye’nin kendi içindeki Kürtlerin özgürlük ve hak taleplerine karşı duyduğu korkudan kaynaklandığını bilmeyen yok.
Şimdi söz konusu korku bir parça giderilmiş ve Türkiye Kürt sorunu bağlamında yeni bir politikaya karar kılmışsa, bu demektir ki, içerdeki ve dışarıdaki Kürtlere ilişkin korku ve düşmanlık üzerine kurulu mantık denklemi yeniden kurulacaktır.
Mevcut durumda, Kürt sorununda adım atmak Kürdistan Bölge Yönetimi ile ilişkiler kurmasını kolaylaştırırken, Güney Kürdistan ile kurulacak ilişkiler içeride atılacakları pekiştirecektir.
Son tahlilde Türkiye’nin Kürtlere ilişkin kafası değişiyor, değişmek zorunda.
İşte Abant Platformu’nun Hewlêr’de gerçekleştirdiği Barışı ve geleceği Birlikte Aramak konulu toplantı böylesine bir sürecin üzerine oturuyordu.
Şurası çok kesin; eğer Türkiye’nin söz konusu politika değişikliğine denk gelmeseydi, böyle bir toplantı asla olmaz ya da olmasına izin verilmezdi. Dolaysıyla örtüşen, eşzamanlı gelişmelerle karşı karşıyayız bir yerde.
Peki, Hewlêr’deki toplantıda ne oldu?
Önce Hewlêr’de böyle bir toplantının gerçekleşmiş olması (o toplantıda dile getirilenlerden bağımsız olarak) tek başına önemli, bunu belirtelim.
İkincisi, bu toplantıya Türkiye’den katılanlar geniş bir kamuoyu kesimini etkileme pozisyonuna sahip kişilerdi. İstisnalar bir yana, toplantıya Türkiye’den katılan sunucuların yaptıkları sunumların tümü oldukça seviyeli ve ufuk açıcı nitelikteydi.
Ama herhalde bu toplantının en büyük yararı, basında ve kamuoyunda bunca etili şahsiyetlerin Kürdistan Bölgesi gerçeğini kendi tecrübeleriyle yaşamaları oldu. Türkiyeli katılımcılar; sokaktaki gözlemlerinden, ikili  görüşmelerinden ve konferans ortamındaki Kürdistanlı katılımcılarla yaşadıkları diyaloglardan oldukça olumlu yönde etkilenmiş döndüler. Toplantı sonrası dönüşte Türkiyeli katılımcıların gazete köşelerinde yazdıkları yorum ve makaleler, bu toplantının etkileri bakımından yeterince ipucu verir nitelikte.
Son tahlilde bu toplantı, Kürt halkına özel olarak da Kürdistan Bölgesine karşı Türkiye’deki önyargıların kırılmasında küçümsenmeyecek bir rol oynadı. Güney Kürdistan’a karşı, şimdi, eskiye kıyasla daha olumlu bir hava var.
Yaratılan bu yeni ortam, Türkiye’nin Güney Kürdistan ile ileri düzeyde ilişki kurması için daha elverişli bir ortam anlamına geliyor aynı zamanda.
Bu olumlu trafikten sonra, Türkiye’nin Hewler’de konsolosluk açması şimdi daha olanaklı gözüküyor. Bunu, ileride -Hewler’deki toplantı sonuç değerlendirmesinde dile getirildiği gibi- Kürdistan Bölge Yönetimi’nin Ankara’da bir temsilcilik açması izleyebilir. Türkiye’nin Kürdistan Bölge Yönetimi ile daha yakın ekonomik, ticari, sosyal ve kültürel işbirliğine girmesi için psikolojik ortam giderek olgunlaşmakta.
Türkiye’de, Irak’ta ve bir bütün olarak bölgedeki gelişmeler, Türkiye’nin Kürtlerle barışması ve Güney Kürdistan ile yakınlaşması yönündedir.
Bütün bunların halklarımızın hayrına olduğuna kuşku yok. Uzun bir zamandan ve inanılmaz acılardan sonra bile barışa, sağduyunun sesine ve kardeşliğe yakınlaşmak az şey değil.
Başta altını çizdiğim bir tespiti yineleyerek değerlendirmemi bitireyim.
Türkiye’nin Kürdistan Bölge Yönetimi ile kuracağı uzun vadeli ilişkiler, en başta onun kendi Kürt sorununda adil ve hakkaniyete dayalı bir çözüme razı olmasına bağlı.

Bayram BOZYEL

Hak ve Özgürlükler Partisi
Genel Başkanı

 

BASINDA HAK-PAR
Genel Merkez : Sağlık 2 Sokak 56/10 KIZILAY / ANKARA Tlf: 0312 434 35 01- hakpar1@hotmail.com - hakpar@hakpar.org.tr
                            Diclekent Bulvarı Yayla Sitesi A/Blok D:2 Kayapınar / DİYARBAKIR Tlf : 0 412 237 88 94